Okuması izlemesinden daha heyecanlı!
logo logo logo logo logo
Bu sitede yer alan yazılardan yazarların kendisi sorumludur.
Referans vermeden kullanmayınız.
ÖZEL
Mumuşların gücü adına: Carol

Carol benim bu sezon içinde izlediğim en güzel filmlerden biri. Kostüm ve sanat dallarında nasıl değerlendirilir bilmiyorum ama Akademi’nin ayıbını kapatıp oyunculuk dalında bir ödül vermesi gerektiğini düşünüyorum. Cate Blanchett ve Rooney Mara arasında bir tercih yapmak çok zor olacak, gönül ister ki bu harika iki oyuncunun ikisi de ödüllensin ve Carol en azından bu performanslarla anılsın. Ama ikisinden birini seçmem gerekirse gönlüm Rooney Mara’dan yana. O yüzden en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünün tartışmasız Therese rolüne gitmesi lazım. Onun dışında uyarlama senaryo ödülünü de almasını çok istiyorum.

Carol, Patricia Highsmith’in takma isimle çıkardığı Price of Salt’undan uyarlanıyor. Highsmith’in tek açık lezbiyen temalı romanı. Tıpkı filmdeki gibi Highsmith de bir gün bir oyuncak mağazasında gördüğü bir kadından esinlenerek bu romanı yazıyor. O kadını gerçekten takip ediyor, evine gidiyor hayatıyla ilgili notlar tutuyor ve oturup iki hafta gibi bir sürede Carol’ı yazıyor. Carol’ın senaristi Phyllis Nagy bir röportajında Patricia Highsmith’i, şahsen tanıdığını ve bu romanı çok beğendiği için uyarlamayı kabul ettiğini anlatıyor. Ve kaderin bir cilvesi olarak o da tıpkı Pat gibi romanı iki haftada senaryolaştırmış.

Peki ne oldu da bu film Oscar’larda es geçildi?

Bunun bence bir kaç sebebi var. İlki Carol, Oscar’lar için küçük bir film. Harika tasarlanmış, neredeyse yağlı boya tablolar gibi özenilmiş ama sonuç olarak küçük bir hikayeden küçük bir film yapılmış. Todd Haynes belki filmin ortasında Carol’ı New York’ta ayıya yedirseydi işin rengi değişebilirdi. Ama maalesef Carol’ı bir ayı yemiyor, efektler havalarda uçuşmuyor.

Onun dışında da diğer en önemli sebep ise Carol hetero, erkek ve beyaz Akademi için çok gay bir film.

Yönetmeni gay, senaristi gay, kitabın uyarlandığı yazarı gay... O kadar gay ki, gay’ler için bile çok gay. Şahane finali ve genel olarak bu tür filmlerin hep bir trajediyle sonlanması klişesine rağmen çok umut dolu bitiyor. Yani eşcinsel aşk kazanıyor. En azından kazanma ihtimali çok yüksek. Filmin kapanış jeneriği akarken Therese ve Carol’ın aynı eve taşınıp, üç kedi aldıklarını ve hayatlarının sonuna kadar üstlerinde battaniyeleriyle oturduklarını düşünebiliyorsunuz.

Diyeceksiniz ki “madem gay olduğu için anlaşılmadı o zaman Brokeback Mountain neydi? O da gay’di ve Ang Lee’ye en iyi yönetmen ödülünü getirdi.” Bu da maalesef kadın eşcinselliği ve erkek eşcinselliğine toplum tarafından bakışla açıklanabilir. Carol, iki kadın arasındaki aşkı köpürtmeden ve sulandırılmadan neredeyse Bilal’e anlatır gibi tane tane anlatırken Brokeback Mountain’da, Ang Lee kovboy mit’ini yerle bir ediyordu. Carol’ın bir mit’i yerle bir etmek gibi bir derdi yok. O aşkın evrenselliğini ve saflığını stilize bir şekilde anlatmayı tercih ediyor.

Kısaca Akademi tamamen öküzlüğünden, vizyonsuzluğundan ve hatta angutluğundan ötürü Carol’ı es geçmiş.

Kendileri bilirler. Onları heteroluklarıyla baş başa bırakalım.

Herhalde Akademi bu filmi daha da parlatırsak bir kaç kişi daha gidip lezbiyen olur diye düşündü. Çünkü Carol’ı izledikten sonra insanın gerçekten hemcinsine aşık olası geliyor.

Ödüller nihayetinde gelip geçici. Bir sene sonra Di Caprio’yu ayının yediğini falan unutacağız mesela.

Ama Carol mumuşlardan aldığı güçle, zerafeti ve naifliğiyle LGBT dünyası için bir efsane olarak tarihe adını yazdıracak.

Ve eninde sonunda bir gün aşk kazanacak!

1 2
Yiğit Karaahmet
07/02/2016 12:52
YORUMLAR




DİĞER HABERLER