Okuması izlemesinden daha heyecanlı!
logo logo logo logo logo
Bu sitede yer alan yazılardan yazarların kendisi sorumludur.
Referans vermeden kullanmayınız.
ÖZEL
Previously on TV

Koca bir Yavuz

Günler pazartesiyi gösterdiğinde en man to man dizimiz Söz bir güneş gibi doğmakta biliyorsunuz. Geçtiğimiz hafta Yavuz ve Bahar’ın sahnelerinde fark ettiğim aşklarının önüne gelen tıkanıklık sanırım Eylem’le Fethi’nin aşkının çok popüler olmasıyla ilgiliydi. Yavuz kendi kendine o kadar çok konuşuluyor ki, orada sanırım Bahar’ın yapabileceği pek bir şey yok. Gerçi birbirini seven bu kadar çok erkek varken, hiçbir kadın karakterin yapacak bir şeyi yok gibi.

 

Who is your daddy?

Erkeklerin dünyasından kadınların ruh halllerine doğru geçiş yaptığımızda (Hayır Ufak Tefek Cinayetler’den bahsetmiyorum) Kadın’da sanırım bu hafta Sarp’ın yaşadığını görüyoruz. Evet Caner Cindoruk istisnasız her bölüm bir flashback’le göründüğü için bunu anlamıştık ama sanırım ben Sarp’ın yaşıyor olmasını istemiyordum. Biliyorum, Bahar’ın çocuklarına anlattığı, babalarıyla ilgili bütün o masalsı hikayelerin mutlu sonu, tabii ki “peri padişahının kızı” gibi bir şey olan, babanın yaşaması. Ama ben bunun hikayeye gölge düşüreceğini hissediyorum. Bilmiyorum belki öyle olmaz çünkü Kadın baştan sona her şeyiyle insanı şaşırtıyor. Bahar ve çocuklarının yaşadığı yerin korkunçluğu, o sefalet, neredeyse her bölüm olan yangın-kapkaç-çocuk kaybolması gibi şeyler ve bir de üstüne Bahar’ın hastalığı ama bir yandan da asla bir dram dizisi izliyor gibi hissetmiyordum kendimi. Bunun sebebi de büyük ölçüde Özge Özpirinçci.

Şimdi Kadın, çocuğunu terk edebilen bir anneden, kendini her bakımdan değersiz bulan bir kız kardeşe; yoluk saçlarıyla ‘kötü kadın’ olsalar da karşı taraf zor durumda kaldığında ona yardım eden kadınlardan, annelikle ilgili toplumsal beklentileri saçma bulan bir başka anneye ve her şeyden önemlisi de bir annenin çocuklarıyla ilişkisine, başından sonuna kadınlık halleri dizisiydi. İlk bölümden beri kutsallaştırılan bir erkek figürü umarım işleri değiştirmez. Kadın’da hikayenin yönü değişirse, sürekli Gossip Girl izleyen ve onlara yanlış yerden özenen, orta-üst sınıf domestik kadınların hayatına mahkum olmam umarım.

 

X-Files

Primetime’da adeta Latin Amerika pembe dizi rüzgarı estiren Meryem’de tabii ki de Savcı ölmedi. Hayır, insanlar nasıl öldüğüne inandılar ki zaten? Savcı’yı eskiden hiç sevmezdim ama sanırım sebebi yaptığı gıcık kötülükler değil bıyıklarıymış. Şimdi sakalları var ve biraz tahammül etmeye başladım ona. Asla tipi hoşuma gittiği için değil, sadece eğlenceli olduğu için. Uyanır uyanmaz kötülük planlaması da ne kadar kaotik bir kötü olduğunu gösteriyor. İki ay sonrasını gösteren flash forward’da Derin’le Savcı’yı sevgili olarak görmemiz ise başka bir şeyin habercisi kesinlikle. Üzgünüm Savcı Oktay ama Derin’in full takıntıdan oluştuğunu bilmiyor musun? Meryem’e bıraktığın not gibi ben de şimdi sana demek istiyorum ki: Savaş sırasını savdı, şimdi sen düşün!

Savaş’la Meryem’e gelirsek... İnsanların neden Meryem’e kızdığını anlamıyorum. Evet Meryem de Savcı’nın suçunu örtmek için susmuştu. Ama sevdiği birisini, babasını kaybedince aklı başına geldi. Bu yüzden Belizler’in babası konusunda hassas. Ama Savaş anladığımız kadarıyla o kadar hassas değil. Savcı ve Savaş’ın benzediklerine dair sözler de erkeklerin yırtıcılığıyla ilgili değişmez şeyler olduğu için benim tabii ki hoşuma gitti. Meryem’in fantastik kötülerine en über şekilde eklenen Suzan Şahika Anderson’ı da alkışlarla karşıladığımızı itiraf etmeliyim. İkonik, LGBTİ dostu, aşırı kadın ve çok güçlü. Daha ne isteriz ki?

 

Şantajcı gelin

En AB dizimiz İstanbullu Gelin’de ise Süreyya’nın Esma’yı yakalaması ve sonrasını izledik. Süreyya sanki tehdit ediyor gibiyken çok komikti bence her şey. Ama kaynana-gelin tüm dünyayı bir erkeğin varlığının değiştireceği üzerine hem fikir olunca biraz sıkıldım. Evet Süreyya tamamen erkek delisi bir karakter, farkındayız. Faruk ile olan ilişkisi her şeyden değerli onun için. Ama herkesten de aynı performansı bekleyemez. Mesela şimdi İpek ve Fikret’in evliliği tehlikede. Fikret yanında çalışan o paçoza düşmek üzere. Üstelik İpek’in bunu hak ettiğinin altı sürekli çiziliyor. Her şeyden önce İpek, Fikret’in karısı. Süreyya dahil olmak üzere herkesin, ne olursa olsun İpek’in mağdur olduğunu düşünmesi gerek. Kocasının ağzının içine girmediği için İpek’i bütün gıcıklığına rağmen bireysel buldum; bunu iyi hissettirdi. Bölüm finalindeki kulübe yangını için ise tek söyleyebileceğim, Latin Amerika pembe dizi rüzgarı devam ediyor. İki yaşlı kötü kadının yanarak ölmesi çok fantastik değil mi ya?

 

YORUMLAR




DİĞER HABERLER