Okuması izlemesinden daha heyecanlı!
logo logo logo logo logo
Bu sitede yer alan yazılardan yazarların kendisi sorumludur.
Referans vermeden kullanmayınız.
ÖZEL
Deha.: Einstein nasıl Einstein oldu?

ALBERT EINSTEİN

*Çorap giymezdi.

*Çok geç konuşmuş çocukken.

*Yelkeni ve klasik müziği çok severmiş. (Mozart ve Beethoven da seviyor ama favorisi Bach.)

*Keman çalarmış.

*Hiç içki içmemiş. (Birayı aptallık reçetesi olarak görüyor.)

*Öldüğü gün beyni bir kavanoza konmuş, 20 yıl boyunca Princeton Üniversitesi Hastanesi Patoloji bölümünde saklanmış.

*Gözleri hala New York’ta bir kasada saklı.

*Ateist değil de agnostik olduğunu söylermiş.

*Keşifleri laboratuarda değil, kafasında gerçekleşmiş hep.

*İsrail Devlet Başkanı olması teklif edildiğinde kibarca reddetmiş.

*Hiç arabası olmamış, araba kullanmayı hiç öğrenmemiş.

*1930’da bir buzdolabı patenti almış ama hayata geçirmemiş.

*Almanya’nın eşcinselliği yasaklama kararına karşı çıkan 5000 imzadan biri de onunki.

*İlk karısı Mileva Mariç’e, sus derse susacağına, çık derse odadan çıkacağına ilişkin bir sözleşme imzalatmış.

*O zaman FBI başkanı olan J. Edgar Hoover, Einstein’ın Sovyet casusu olduğuna inanıyormuş.  

*Galileo Galilei ve Isaac Newton en sevdiği bilim adamları.

*Star Wars’ın Yoda’sını oluştururken, Einstein’ın gözlerinden ve göz çevresi kırışıklıklarından ilham alınmış.

İşte bu adamın hayatı, National Geographic’in ilk senaryolu dizisi Genius. yani Deha. oldu. Peki nasıl? Londra’ya gidip öğrendik.

 

 

Deha. pazar geceleri 20:00'de dublajlı, 23:00'de altyazılı olarak National Geographic kanalında.

İLK GÖSTERİM

Dev sinema salonunda kalabalık, kıyamet… Herkes bir şekilde yerine yerleşiyor, ışıklar kararıyor ve gösterim başlıyor. Perdede, bir ofiste, kara tahtanın önünde ayakta halvet halinde iki kişi izliyoruz. Aaa, hayırdır, biz Einstein’ın bu yanını bilmezdik? Sonra genç hanım iç çamaşırını giyerken Albert, keşke karısıyla yaşadıkları eve o da taşınabilse diye iç geçiriyor, geçirmekle kalmayıp kıza da teklif ediyor bunu. e=mc2’yi hepimiz biliyoruz ama kimbilir bilmediğimiz ne çok şey var daha diye düşünüyoruz. Geçtiğimiz pazar gecesi 21:00’de 171 ülkede, 45 farklı dilde yayına başlayan Genius./Deha. (sonunda nokta var) dizisinin ilk bölümünün gösterimini, after party izliyor. Gece uçup gidiyor, sabah  erkenden oyuncuların ve dizinin Oscarlı yapımcısı (ve ilk bölümün yönetmeni) Ron Howard’ın katılacağı toplantılar için buluşuyoruz. Bütün gün, bir sürü şey konuşuldu elbet. Bölümler halinde hemen hepsinin özeti aşağıda:

 

GEOFFREY RUSH, EINSTEIN'IN KADINLARI İÇİN NE DEDİ? 

“Eee, nasıldı dün gece?” diye geliyor Einstein'a hayat veren Geoffrey Rush, gençliğini canlandıran oyuncu ve müzisyen Johnny Flynn’le birlikte. Çekimler başlamadan önce Skype’la konuşmuşlar ama tabii ki birlikte sahneleri yok hiç. Ailecek yemeklere çıkıp kaynaşmışlar fakat.

--Nasıl biri Einstein?

Geoffrey Rush: Herkesin kafasındaki o dağınık saçlı, iki boyutlu adamdan çok farklı. Ama Groucho Marx kadar komik, Rimbaud kadar bohem, en sevdiğim filmlerden birinin kahramanı olan Zelig gibi de ortama uyum sağlayan bir adam aslında kendisi. Çok meraklı, herkesi, her şeyi merak ediyor.

--Rolü hemen kabul etmemişsiniz.

GR: 18 aydır evden uzakta çalışıyordum. Bu arada karım bir senaryo yazdı. Ona sponsor bulma konusunda yardım etmeye söz vermiştim, şerefli bir koca olarak reddettim teklifi. Sonra Ron Howard arayıp çekim programını değiştirseler gelir miyim diye sordu, memnuniyetle kabul ettim.

--Ne kadar çok kadınla ilişkisi olmuş Einstein’ın...

GR: Kadınlarla ilişkisi hakkında en ufak bir fikrim yoktu. İlk karısı Mileva’dan iki çocuğu varmış. Ben çapkın olduğunu düşünmüyorum. Sıradışı bir naifliği, çocuksuluğu var. Mantıksal olarak beyni, monogaminin doğal bir durum olmadığının farkındaymış. Mileva’yla ikisinin ilişkisi, iki muhteşem zekanın buluşması olmuş, aslında o evliliğin yürümemiş olması trajik. İkinci karısı Elsa tamamen farklı, kariyerinin menajerliğini yapmak istiyor. Emily (Watson) rolü yedi bitirdi resmen. (İkili üçüncü kez karı kocayı canlandırıyor.)

Johnny Flynn: Aslında izlerken göreceksiniz, Mileva’yla evliliği zehir haline gelene kadar aldatma filan da yok. Elsa ona Mileva’nın yoğunluğundan sonra huzur dolu, koruma dolu bir ilişki sunuyor. Elsa ile evlilikleri bir tür açık evlilik. O zamanlarda kimse böyle düşünmüyor..

--Elsa ile akrabalar da.

GR: Evet birinci dereceden kuzen olmaları ilişkiyi ensest sınırlarında gezdiriyor aslında. Ama böyle şeyler edebiyatta da var. Oscar Wilde’dan ‘Ciddi Olmanın Önemi’nde de mesela kuzenler evlenir.

--Farklı mıydı ‘Deha.’ çekimleri?

GR: Alman, Sırp oyuncularla, Mad Men’den Vincent Cartheiser’la, Game of Thrones’dan Michael McElhatton’la çalıştık. Sidney’de tiyatro yaparken bu kadar çeşitlilik olmuyor insanın hayatında.

SARIŞIN JOHNNY NASIL KARA OLDU?

Johnny Flynn’in deneme çekimine bayılıyorlar fakat gelin görün ki, Johnny, kara kaşlı kara gözlü Einstein’ın gençliğine benzemek şöyle dursun, peşine düşen Hitler gençliği gibi sarışın ve mavi gözlü. Aramayı sürdürmüşler ama ondan iyisi gelmeyince Ron Howard’ın ortağı Brian Grazer “Yahu biz filmciyiz, işimiz inandırmak, onun da esmer olduğuna inandıralım izleyiciyi,” demiş. Ortaya harika bir iş çıkmış gerçekten. Tanımak imkansız Johnny’yi. Bir de tuhaf bir tesadüf, bir keç yıl önce oğlu olduğu zaman ona ninni olarak yaptığı şarkı Einstein’s Idea. Bunu Geoffrey Rush da bizimle öğrendi, hatta “Dizide kullanılsın, telif alırsın,” diye şaka yollu akıl verdi Johnny’ye.



EMILY WATSON’IN EN SEVDİĞİ ROLÜ HANGİSİ?

Emily Watson en çok Einstein’ın çocukluğundan itibaren her şeyi reddetmiş olmasını sevmiş. Kendi rolünü de şöyle tanımlıyor:

“Aslında ikisi bir takım, bir nevi ortaklar; zaten birinci dereceden kuzenler. Elsa, Einstein’ın ilişkilerini biliyor, normal kurallardan haberi olmadığının da farkında. Elsa bu büyük beyini koruma görevini üstlenmiş. 20. yüzyılın en değerli zekasını koruma görevi, kadın erkek ilişkilerinin çok ötesinde Elsa için.”

En çok hangi rolünü sevdiğini soruyoruz Emily Watson’a. “Hep kendimden çok daha ilginç insanları oynadım,” dedikten sonra da epey düşünüyor ve Gosford Park’taki Elsie ile Punch Drunk Love’daki Lena Leonard karakterlerini söylüyor. Sinemada 32 yaşını geçen kadınların işinin zor olduğunu, onlar için yazılan başrollerin yok denecek kadar az olduğunu, televizyonda ise daha fazla imkan olduğunu anlatıyor. Karmaşık karakterleri canlandırmaktan hoşnut. Kendi yaşında kadınları oynamak istiyor en çok. Borgen’i izliyormuş en son, Brexit’ten sonra yaşadığı hayal kırıklığı nedeniyle bırakmış izlemeyi. “Gerçek hayat bütün dizilerden daha ilginç,” diyor.

 

 

GAME OF THRONES’DAN GENIUS’A TRANSFER OLAN KİM?

Game of Thrones'un rahmetli olan Roose Bolton'u Michael McElhatton, Hitler’in baş fizikçisi, Nazi partisi üyesi Dr. Philipp Lenard’ı canlandırıyor dizide. Yapımcı ve ilk bölüm yönetmeni Ron Howard rolü anlatırken “Mozart için Salieri neyse, Einstein için Lenard da o,” demiş. Nobel ödüllü fizikçi Lenard’ın katod ışınlarıyla ilgili çalışması, Einstein’ın kuantum etkisi keşfinin zeminini hazırlamış aslında. Einstein ondan hep dahi diye söz etse de, McElhatton, Lenard’ın bütün ömrünü Einstein’ı kıskanarak geçirdiğini anlatıyor bize. Alman fiziğini ve Alman fizikçilerini konu edinen kitabına Einstein’ı almamış mesela Lenard. McElhatton, canlandırdığı karaktere ne kadar acıdığını anlattı uzun uzun. Mutlu olması için gereken her şey var ama Einstein’a duyduğu kıskançlık ömür boyu içini kavurmuş dedi… Bir de Game of Thrones etkisini dizideyken değil de asıl dizi bittikten sonra farkettiğini ekledi. Dünyanın neresine gitse tanındığını, bu kadar çok izlenen başka bir şey bilmediğini de. O da Ron Howard’a hayran, diğer bütün oyuncular gibi. “Ne istediğini çok iyi biliyor, genellikle iki, en fazla üç tekrarda istediği sahneyi çekiyor,” dedi.

 

RON HOWARD, OSCAR’LA İLGİLİ NE İTİRAF ETTİ?

Yapımcı ve ilk bölüm yönetmeni Ron Howard bütün ekibin hayranlıkla bahsettiği iki isimden biri. Diğer isim de (hatta isimler de) makyözler. Dönem dizisi olduğu için herkes elli yıl kadar yaşlanıyor. Bütün oyuncular çok memnun kalmış sonuçtan. Her neyse, Ron Howard’a ilk soru sinema ve televizyon farkı. Ona göre televizyonda çekim programı daha sıkışık olmakla birlikte daha sinemasal olabiliyorsunuz. “Artık daha az fark var sinema ve televizyon için çalışmak arasında. Ayrıntılar öne çıkabiliyor, bu da yönetmenler için çok güzel bir olanak.” Nat Geo için dizi yapmanın farkı ise şöyle: “Aslında her dizi ya da filmi için ilk gerekli olan unsur hikayenin iyi olması; bunu bir yana bırakırsak, Nat Geo’nun eğitimli ve seçkin bir izleyici kitlesi var ve bu ilk kurgusal dizisi bilimsel açıdan herhangi bir yanlışın kesinlikle olmaması gerekiyordu. Dramatik bir hikaye anlattık evet ama tarihi ve bilimsel unsurların en ufak bir kusuru olmaması için ekstra gayret gösterdik.”

Einstein için “Dışa dönük bir insan, bir sürü karmaşık ilişkisi, sıra dışı fikirleri var. Bohem biri gibi aslında,” diyor. “Einstein’a özellikle hayatındaki kadınların gözünden bakmaya, onun neyini sevdiklerini anlamaya çalıştık. İlk karısı fizikçi Mileva ona çok yardımcı oluyor, Einstein da farkında bunun, hatta Nobel’den kazandığı parayı karısına veriyor; Mileva’yla iki de çocukları olmuş.  İkinci karısı Elsa ise çok becerikli. Amerika’ya gitmelerini, orada Hollywood’a geçmelerini sağlayan o. Einstein ilk uluslararası ünlü ise, Elsa da bu anlamda ilk menajer.”

Ron Howard oyuncu seçerken kılı kırk yaranlardanmış. “Sonra onların fikirlerine de açığımdır elbette ama sahneleri sonuna kadar anlatmaya, ikna etmeye hazırım Çok itirazla da karşılaşmadım.”

Oscar meselesine gelirsek, Cocoon ve Apollo 13’ün En İyi Film dalında Oscar’a aday olduklarını ama kendisinin o filmlerle yönetmen olarak aday olmadığını, daha sonra A Beautiful Mind’la  ilk Oscar’ını aldığında, herkesin bunu üçüncü Oscar olarak değerlendirmesini çok eğlenerek anlatıyor.

 

DİZİ NASIL ÇIKTI ORTAYA?

Walter Isaacson’ın yazdığı biyografiden, Einstein: His Life and Universe’den uyarlanan Deha. National Geographic’in ilk senaryolu dizisi. Beş yıllık bir maceradan sonra ekrana geliyor. Hollywood yapımcılarından Gigi Pritzker Walter Isaacson biyografisinin haklarını satın almış. Aslında amaç bir sinema filmi yapmak ama bir kaç yıl epey uğraştıktan sonra Ron Howard ile Brian Grazer’a geliyorlar, Howard da projeyi Nat Geo’ya götürmeye karar veriyor. Nat Geo, Howard’a sen varsan biz de varız diyor hemen. 10 saatlik bir dizi kararı alındıktan sonra da showrunner olarak Ken Biller’ı buluyorlar. Biller’ın ilk düşüncesi: Albert Einstein dahi tamam da, adam pipo içip habire düşünüyor, nasıl dramatik bir dizi çıkar ki bundan? Biraz kurcaladıkça, Einstein’ın hikayesinin sadece bir zeka hikayesi olmadığını, aslında 20. yüzyılın ilk yarısının tarihini de içerdiğini farkediyor. O dönemin bütün politik çalkantılarını yaşamış, tutkulu ilişkilerle, akademik çekişmelerle dolu bir hayat bu. Yani “Değil 10 bölüm, 15 bölüm bile çıkardı,” diyorlar şimdi.

Dikkat ederseniz çorap olmadığını görürsünüz ayağında.

Karakteri oluştururken, mektuplarından epey faydalanmışlar. Komik üslubundan, müzik ve sanat tutkusundan; herkesi tanıyor, herkesle ilişki kuran, Zelig gibi biri Einstein. Chaplin’i, Roosevelt’i, Edgar Hoover’ı, Franz Kafka’yı, Marie Curie’yi başka bir sürü ünlüyü tanıyor. Bazı kayıtları da var.. Belki de bugünkü anlamıyla ilk uluslararası ünlü denebilir onun için. Mesela New York’a ilk gittiğinde Battery Park’ı dolup taşırmış onu görmek isteyen insanlar. Hakkında bir sürü yazı var..Aslında e=mc2’yi bilmeyen yok ama Einstein’ın hayatı hakkında pek az şey biliniyor. Libidosu için çok aktif dedi Biller. Kadınları seviyor ve nasıl ki bilimle ilgili fikirleri sıra dışı idiyse, aşk ve ilişkiler hakkındaki fikirleri de öyle. Toplumsal kurallara pek inanmıyor. Çok ilginç bir sürü kadınla pek çok ilişkisi olmuş ama bilinenin aksine Marilyn Monroe aralarında yok, o film yalanmış yani. Tanışmışlar Hollywood’a gittiğinde ama öyle bir ilişkinin kaydı yok, yine de kim bilebilir?

Einstein karakteri için Geoffrey Rush ilk akla gelen isimlerden. Howard ve Grazer da çok istiyor onun olmasını. Çok ilgileniyor o da, seviniyorlar ama sonra yukadırad arlatığı nedenle vaz geçiyor. Yıkılıyorlar. Bütün çekim programını Rush’a uyacak şekilde yeniden düzenliyorlar. Dizi Prag’da çekiliyor. 10 bölümü beş ayda çekmişler, arada --15 dereceyi görmüşler. Emily Watson, Prag’da alışverişten gözünün döndüğünü söyledi.

İLERİYE DÖNÜK TÜYO VAR MI?

Evet. Deha. bir antoloji dizisi ve bundan sonra hayatı ekrana gelecek olan deha Leonardo Da Vinci olacak. Ron Howard (Leonardo kısmını sır gibi sakladı) o dizide olup olmayacağını şimdiden bilmiyor, programı yoğunmuş. Ama Nat Geo’yla çalışmayı sürdürmek istediğini söyledi.

 

DİZİDEN FOTOĞRAFLAR İKİNCİ SAYFADA, ÜÇÜNCÜ SAYFA İNGİLİZCE VE MALUMATFURUŞLAR İÇİN

 

1 2 3
Elçin Yahşi
29/04/2017 17:35
YORUMLAR




DİĞER HABERLER