Okuması izlemesinden daha heyecanlı!
logo logo logo logo logo
Bu sitede yer alan yazılardan yazarların kendisi sorumludur.
Referans vermeden kullanmayınız.
KÖŞE YAZISI
Yılbaşı ekranı

image

Yılbaşında dışarı çıkmaktan değil, evde oturmaktan keyif alanlardan mısınız? Süper. Gelin şu aşırı sosyal yaratıkları dışlayalım da evde yayıla yayıla otururken televizyonda neler vardı onu bir değerlendirelim.

Akşam kayınvalidemin şahane sofrasında başladı. Yediğim içtiğim benim olsun, ben size gördüklerimi anlatayım. Evde NTV açıktı. “Biz hanımla NTV’ye küstük hiç izlemiyoruz,” dedim, kayınpederim “Doğru diyorsun oğlum da bu devirde hangisine küsmeyeceksin,” dedi. Hüzünlendik beraber. NTV’de haberler vardı; 12 saat yolda kalan insanlar varmış, ona da ayrı bir hüzünlendik. Gerçi biraz da saçma geldi tabii. Kayınpederim trilyon konusunda çok ümitsizdi ama hemen yapıştırdı kritik bilgiyi: Meğer öğle saatlerinde çekiliyormuş piyango, yayını akşam oluyormuş sadece. Kayınpeder olmak böyle süper şeyler bilmeyi gerektirir.

NTV’de assolistler belgeseli başladı sonra. Üstünde uğraşılmış belli ancak kurgu konusunda ciddi sıkıntı vardı: Müzeyyen Senar üstü Zeki Müren kötü fikirdi açıkçası. En ilgi çekecek ikiliyi başta harcama fikrini hiç çözemedim. Evcene Zeki Müren’in konuşurkenki akıcılığına ve diksiyonuna hayran kaldık, ben mini beyaz şortlarına da hayran kaldım ama o yorumum pek rağbet görmedi hane halkı tarafından. Sonra İstanbul’da Zeki Müren sergisi olduğunu söyledi hanım, gitme kararı aldık. Bir de Zeki Müren’in öldüğü gün konuşuldu elbet. Ben annemin memleketi Alaşehir’de annemin ismini hatırlamadığım teyzesinin evindeydim, baya da kalabalıktı, kıyamet kopmuştu Zeki Müren öldü diye. Anneanneme sormuştum “Zeki Müren şarkı söyleyen miydi?” diye, anneannem de “Sanat Güneşi,” diye cevap vermişti. Teşekkürler anneanne.

Daha sonra söz döndü dolaştı sinemaya gitme kültürüne geldi. Giresun’un şirin ilçesi Şebinkarahisar’da kayınvalidem küçükken her Pazar sinemaya giderlermiş, dolup taşarmış o sinema ve kişi başına da 50 kuruşmuş. Kayınpederim 75 kuruştu dedi, şirin ilçe Şebinkarahisar ile Malatya arasında alım gücünden kaynaklanan bir fark olabileceğine karar verdik. Ben “Bizim jenerasyon tembelliğe alıştı artık iki tuşla istediğin film karşında, o yüzden kimse gitmiyor sinemalara,” dedim bütün övgüleri topladım. Neden bütün Anadolu kasabalarına şirin yakıştırması yapıldığını ise hala daha bilmiyorum.

Oradan geçtik eve, dostlar falan bizde toplandık. Şahane bir parti ortamı var; kimse dışarı çıkıp da “Siz de mi partiden sıkıldınız,” geyiği bile yapmadı, siz düşünün gerisini. Şaka şaka dört kişiydik topu topu, sohbet muhabbet. Çok elit bir grup olduğumuz için başladık Robbie Williams konserini izlemeye. Malum, sahnesi de çok iyi. Ayrıca da eniştemiz sayılır. Bu iki olmazsa olmaz yorumu da yaptığıma göre devam edebilirim. Robbie Williams çocukluk kahramanlarımdandır, gerçek bir efsanedir benim gözümde. Escapology albümünü çok severim örneğin, favori şarkım da Love Somebody’dir. O zamanlar daha CD almıyordum hala kasetle devam ediyordum, bir sürü de vardı hakikaten. Sonra günlerden bir gün önemli bir kısmını ismiyle müsemma olmayan arkadaşım Sadık’a vermiştim, daha da göremedim yüzlerini. Hayat işte.

Robbie Williams dans edemez ama sahnedeki rahatlığı hakikaten bambaşka bir boyut mesela. Salına salına şarkı söylemesi, hiç kasmaması, seyirciyi avucunun içine alması takdire şayan. Lily Allen’la sahnede görmek de şahane bir deneyimdi, hep benzetmişimdir ikisini; hoş Lily Allen’ın son senelerdeki performansı oldukça önünde Robbie’nin. Yakışıyorlar da ama Robbie’nin gençliğindeki çapkınlığı kalmamış belli, baba olmuş bir olgunluk oturmuş suratına, hafif kilo almış saçları kırlaşmış, çok görmüş geçirmiş eskiden çapkın bir dayı modunda şu an. Lily Allen’ın içinde hala yaşattığı kıpır kıpır bir çocuk var, tutmaz sanki enerjileri. Yalnız It’s Not Me, It’s You ne güzel albümdü.

Ortam gereği Sing When You’re Winning’den çok Swing When You’re Winning modundaydı büyük usta. Benim için konserin “highlight”ları girişi yaptığı dünya tatlısı ballad Mr Bojangles ve kızı için yazdığını söylediği, gözleri dolu dolu okuduğu Go Gentle’dı. Bir No Regrets falan söyleseydi de havamızı bulsaydık. Sonunda da babası çıktı beraber şarkı söylediler. Bütün salon ayakta alkışladı, bütün salon demişken efsane Arsenal kalecisi David Seaman da oradaydı, ne alakası var hiç çözemedim. Oğlu rahatlığını babasından almış belli, bizde Tarkan’ın babası falan çıksa sahneye maksimum halay çekerler, Alişan’ın babası çıksa kısmına girmiyorum bile.

Sonra Victoria’s Secret defilesi başladı. Baştan anlaşalım ben modellerin önemli bir kısmını beğenmiyorum. Valla. Hanım okuyacak falan diye değil. Pek bir ağırlığı da yoktu “lineup”ın. Nerede o Naomi Campbell’lar, Heidi Klum’lar. En azından bir karizma getiriyorlardı. Miranda Kerr olmayınca da hep bir şeyler eksik, hep bir şeyler yarım. Üstüne üstlük şarkıcılar da ayrı bir gereksizdi. Ed Sheeran diye tanımadığım bir çocukcağız çıktı örneğin, varlığıyla yokluğu birdi; kimse ne bir selam verdi ne bir elini tuttu, ben utandım izlerken. Taylor Swift de yine bir erkek arkadaşından ayrılmış olacak bağırıp durdu. Bir kez daha: Nerede o Beyonce’ler, Kanye West ve Jay-Z’ler. Hanımlar “Bu kız kimdi, aa şu kimdi?” diyip durdular şov boyunca, biliyordum bir kısmının adını ama hiç ağzımı açmadım. Evlilik bunu gerektirir.

Laf döndü dolaştı Victoria’s Secret’ın baş fotoğrafçısı abiye geldi. Üniversiteden arkadaşımın eşi Meltem, adam “Eskiden çok ‘fucker’mış artık değil bence,” dedi. Tabii ki kanat muhabbeti de yapıldı. Meltem’in eşi İbo o kanatları taksa nasıl görünür diye düşündük. İbo 1.90 boyunda ve 120 kilo. Söyleyeceklerim bu kadar.

Çok fazla kalmadan Milli Piyango çekilişine geçtik. Hanımcım gözüne 50 milyar kestirmişti, benim şans oyunları için duruşum çok net: Çıkmaz. Çıkmadı da nitekim. Belki evrene pozitif enerji gönderdjfskdfhsudfıh. Şaka şaka. Ne pozitifi? İbo’lara da çıkmadı, cips yemeye devam ettik. Güzeldi ama cips.

Sonrası uzunca bir zappingle geçti. Aşk Kırmızı vardı Kanal D’de mesela, sırf isminde kırmızı geçiyor diye yılbaşında yayınlama fikri çok komik geldi bana. Film de çok kötüymüş zaten, Nurgül Yeşilçay’ın devasa büyüklükteki dikkat çekici gözleri bile kurtaramadı. Show’da Hande Yener tekno bir şeyler anlatıyordu, Niran Ünsal da son dönemdeki devrin insanı çıkışlarıyla kapmış TRT’den sahneyi. 1 Kadın 1 Erkek 1 Çocuk’un sonlarına yetişebildik, Kibariye’yi kaçırdığımız için üzülüyorduk ki TV 8’deki programa konukmuş meğer. Yanında Oylum Talu, Kadir Çöpdemir ve Vatan Şaşmaz vardı. Adam şaşmıyor hakikaten, hep aynı tip. Hakan Peker’in post-modern versiyonu adeta. Bi’ Hakan Peker vardı ona n’oldu, bilen var mı?

Çeşitli Kibariye şahanelikleri ve bir kısım anlamsız muhabbetle geçti vakit. Herkesin de uykusu geldi. Evli barklı insanlarız hepimiz en nihayetinde. Misafirler uyuduktan sonra hanımla TRT’de nostaljik yılbaşıları izledik. Herkes oradaydı ama herkes. Bir ara Meryl Streep’i bile görür gibi oldum, Zeki Müren’le Ajda Pekkan dans etmeye başlayınca bana yettiğine kanaat getirdim. Malum ertesi sabah Harry Potter maratonu da vardı. Haydi, iyi uykular. 

YORUMLAR




DİĞER KÖŞE YAZILARI