Okuması izlemesinden daha heyecanlı!
logo logo logo logo logo
Bu sitede yer alan yazılardan yazarların kendisi sorumludur.
Referans vermeden kullanmayınız.
ÖZEL
Ölmek için 13 sebep

“Umarım hazırsındır çünkü sana hayatımın hikayesini anlatmak üzereyim.  Aslında hayatımın neden sona erdiğini. Eğer bu kasetlerden birini dinliyorsan bunun nedenlerinden birisin demektir.”

Dylan Minnette'in canlandırdığı Clay'in bulduğu tapelerde tüyler ürperten bir öykü kayıtlı.

 Jay Asher’ın aynı adlı romanından Netflix için 13 bölüm olarak hazırlanan 13 Reasons Why/Ölmek İçin 13 Sebep, seyrettiğim andan itibaren beynimi feci bir halde kurcalamaya başladı. Neden bu kadar etkilemişti bu dizi beni? İntihar etmeden önce “önlü arkalı 7 kaset” dolduran Hannah Baker’ın hikayesi neden bu kadar yaralamıştı kalbimi?

Hikaye,  Clay Jensen'ın evine gelen bir kargoyla başlıyor. Paketi açan Clay, bir ayakkabı kutusu içerisinde yedi adet kaset buluyor. Hannah’nın kendi sesiyle doldurduğu önlü arkalı yedi kaset ve 13 hikaye! Bundan sonra onun sesinden, Clay’in gözünden Hannah’yı intihara dek sürükleyen bir örgünün içine giriveriyoruz. Ayakkabı kutusundan kasetlerle birlikte bir de harita çıkıyor. Hannah, kendi sonunu hazırlayan okul arkadaşları ve öğretmenlerinden söz ederken Clay’i bir haritanın eşliğinde kalbinin kırıldığı yerlere doğru hem ruhsal hem fiziksel bir yolculuğa çıkarıyor.  İlk kaset, Hannah’nın ilk kez öpüştüğü Justin Foley ile başlıyor. Tipik bir Amerikan lise dramasında olduğu gibi burada da Justin okulun havalı sporcusu.  Bu ilk deneyimde yaşanan hayal kırıklığı ilk tetiği çekiyor Hannah için. Sonra sıra en iyi arkadaşlar, okulun kötü karakteri, öğretmenler gibi aslında klişe karakterlere geliyor. Evet 13 Reasons Why, alışa geldiğimiz tüm klişe tipleri barındırıyor bünyesinde ancak bu klişeleri tüm içtenliğiyle ve açık bir dille anlatan Hannah’nın acısı tüm bu sıradanlığı arka plana o kadar büyük bir zarafetle itiyor ki, sanki bugüne kadar hiç duymadığımız bir hikaye dinlerken buluyoruz kendimizi.

Monet's'in dövmeli baristasını canlandıran Sosie Bacon, Kevin Bacon ve Kyra Sedgwick'in kızları.

A.B.D. kadar, bir çok ülkenin önemli sorunlarından biri zorbalık. Daha ergen yaşlarda başlayan bu dışlayıcı  tavır gündelik yaşamlarımızda öylesine sarıp sarmalıyor ki bizi, yaptığımız şakaların dahi karşımızdakinin kalbini nasıl kırabileceğini, ruhunu örseleyebileceğini göremiyoruz.  Zorbalığın neredeyse her yerde her alanda hüküm sürdüğünü gündelik yaşamın hızında görmüyoruz, belki de Hannah’nın hikayesinde olduğu gibi görmek istemiyoruz.

Son yıllarda seyrettiğim Moonlight, American Crime (2. sezon) gibi dizi ve filmlerde bu konu en sert haliyle gözümüze sokuluyor bir anlamda. Ergenlikten geçerken bir yandan kendi birey olma meseleleriyle uğraşan bu gençlerin adım adım suça ya da intihara yöneldiğini büyük bir titizlikle anlatıyor bu eserler.

Yapımcıları arasında Selena Gomez’in  de yer aldığı 13 Reasons Why, aslında yeni  nesil bir gençlik drama dizisi olarak tanıtılsa da yetişkinlere de bir çok şey söylüyor. Spotlight filmi ile Oscar ödülü alan Tom McCarthy ise dizinin hem yapımcıları arasında hem de iki bölümünün yönetmeni.  Dizi, IMDB’den 9 puan almış.

Hannah’yı ya da koca bir toplumu uçurumun kenarına sürükleyen zorbalığa karşı sürdürülen sessizlik, korku hali.

Netflix’in ilk sezonu yayına soktuğu hafta yaklaşık 3.5 milyon kişi Hannah Baker’ın hikayesini tartışmaya başlamış Twitter’da. Netflix dizileri arasında hakkında en fazla tweet atılan dizi olmuş  13 Reasons Why. Özellikle de gençler arasında. Bu tartışma, Selena Gomez de geçmişte yaşadığı akıl sağlığı sorunlarından açıkça söz edince  iyice alevlenmiş.  Ciddi eleştiriler var tabii hikayenin kendisine; intiharı bu kadar sıradanlaştırdığı, gündelik yaşamın basitliği içine soktuğu için.

Diziyi seyrederken onu intihara sürükleyenlerden çok aslında o intiharı engelleyebilecek olanların umarsızlığı ve sessizliği etkiledi beni. Hani hep o 1 kişi vardır ya, işte o. Tam da bu nedenle en sevdiğim filmlerden biri olan Ken Loach’un yönettiği Meleklerin Payı/Angels’ Share filmi geldi aklıma. Hapse atılmaktan kıl payı kurtulan serseri Robbie, zorunlu kamu hizmeti  yaparken Harry ile tanışır ve idealist (filmde melek metaforuyla taçlandırılan) Harry’nin, ona inanması ve yardım etmesi sonucunda bambaşka bir kader yazar kendine. Hannah’nın yolculuğunda ise ne yazık ki o Harry çıkmaz karşısına ya da Harryler susar, görmezden gelir Hannah’yı.  Diziyi seyrettikten sonra en çok kafamı bu sessizliğin meşgul ettiğinin farkına vardım. Hannah’yı ya da koca bir toplumu uçurumun kenarına sürükleyen zorbalığa karşı sürdürülen sessizlik, korku halini.

Ancak o sessiz kalan ve korkakların yaşamlarının sonuna dek içlerindeki cehenneme katlanmak zorunda kalacağı gerçeğini de korkusuzca yüzümüze vuruyor Hanna Baker!

Hava ağırlaştıysa, Salt Bae hemen dağıtsın!

 

 

YORUMLAR




DİĞER HABERLER