Okuması izlemesinden daha heyecanlı!
logo logo logo logo logo
Bu sitede yer alan yazılardan yazarların kendisi sorumludur.
Referans vermeden kullanmayınız.
ÖZEL
!f İstanbul’dan 1001 Gram ve Bizim Dehşet Dolu Ülkemiz

1001 Gram: Hayatımız Kaç Gram?

İnsan ruhu 21 gramdır derler, her ne kadar bilimsel hiçbir yanı olmasa da böyle bir muhabbet dönmektedir. Bu 21 gram metaforik anlamlar yüklenebilecek bir ruh ağırlığı elbette…

Norveçli yönetmen Bent Hamer’ın elinden çıkma bu film, insan hayatının kaç gram olduğunu fizikken ve ruhen, esprili bir dille sorguluyor. Norveç’in ulusal ağırlık ve ölçü birimi enstitüsünde çalışan Marie’nin (Ane Dahl Torp) hayatı babasından ve işinden ibarettir. Babasıyla birlikte çalışmaktadırlar fakat ikisinin de ayrı hayatları vardır. Soğuk ve sert bir mizaca sahip olan Marie, babasının ölümüyle hayatını değiştirecek farklı bir yola girer.

Tüm benliğiyle işine kendisini adamış olan Marie!

Uluslararası bir toplantıya gitmek zorunda kalan Marie için, her şey muntazam, düzen içerisinde tıkır tıkır işlemektedir. Bu, bilim insanı olmanın getirdiği bir zorunluluk gibi kare kare aktarılıyor. Her ülke Fransa’daki bu toplantıya kendi ağırlık prototipini getirmiştir ve herhangi birisinin diğerlerinden farklı ağırlığa sahip olmasının aslında tüm dünyanın dengelerini değiştirebilecek düzeyde öneme sahip olduğu bir konuşma döner.

Düşünsenize bir ülkede her şey diğer ülkelere göre bir gram daha fazla tartılıyor. Ekonomik anlamda ne büyük bir kayıp! Elbette bu tartışmaya Afrika’dan gelen bir bilim adamı dünyanın dengelerinin sadece ağırlığa bağlı olmadığının, politik, kültürel, felsefi vb. tartışmaların da bu dengeyi yarattığından bahsediyor.

Aşk insanı ne kadar değiştirebilir?

Marie, Fransa’daki bu toplantıda tanıştığı Pi ile bir yakınlaşma içerisine girer. Hayatındaki o nizam kırılmaya başlar. Pi genç yaşta bir profesör ve kendisi de on beş yıl boyunca, ağırlıklarla ilgili alanda çalışmış. Şimdi bu dünyadan ayrılarak bahçıvanlık yapıyor ve kuş seslerinin peşinde hayatını yaşıyor.

Filmin kendinizi içine bırakacağınız doğal bir akışı var, görüntüler Marie’nin duygu durumundaki geçişleri gösteren atmosferi sağlam bir şekilde yansıtıyor. Filmin her anını kaplayan hafif tondaki müzik de Marie’nin duygularındaki yoğunluğu hissettirecek şekilde kullanılmış.

Babasının not defterinde yazan 'Hayatın en büyük yükü taşıyacak hiçbir yük olmamasıdır.' Sözü Marie’nin baştan sona karakterindeki değişimin de bir özeti. Hamer, “İnsanı insan yapan şey nedir?", “Bir hayatın ağırlığı ne kadardır?” gibi sorulara ağırlık birimini metaforik bir araç olarak kullanarak cevap veriyor. Keyif veren, hüzünlü olduğu kadar komik bir film, iyi seyirler dilerim.

!f İstanbul Gösterim Tarihi

20 Şubat 2015 19:00

Cinemaximum Fitaş Salon 1

Filmin Fragmanı:

 

Bizim Dehşet Dolu Ülkemiz: Yaşamak ya da Yaşayamamak Meselesi!

Bir şeyi o kadar çok istersiniz ki, o şey geldiğinde aslında istediğiniz şey, o şey değildir. Yassin Al-Haj Saleh 16 yıl hapis yatmış, Suriye’de yaşanacak bir devrimin hayalini kurmuş, tıp okumuş, entelektüel bir kişilik. Filmde 2011 yılında Arap Baharı olarak adlandırılan ayaklanmalara bağlı olarak Suriye’de yaşanan iç savaşta Esad yönetimine karşı muhaliflerden yana tavır almış olan Yassin’in, belgeselin yönetmenlerinden biri olan Ziad Homsi (25 yaşında) ile birlikte İstanbul’a kadar uzanan yolculuklarını izliyoruz.

Her yerde yıkımın izleri var. Film zar zor çekilmiş bir çatışma sahnesiyle başlıyor. Ve bunun belgesel olduğunu hatırlatırım. Zar zordan kastım, kirli, çirkin bir görüntüde bir çatıdan diğer çatıdaki keskin nişancıya ateş ediliyor ve bir diğeri de bunu görüntülüyor.

Daha sonrasında neden Yassin’in hikâyesini izleyeceğimizi öğreniyoruz. Yassin’le birlikte virane Suriye sokaklarını dolaşırken şunu duyuyoruz. “Ben de şık ve masrafsız bir devrim olsun isterdim ancak böyle olması gerekiyormuş…”

Çıktıkları zorlu yolda ardında bıraktıkları insanlar, yaşanmışlıklar, memleketten uzak olmanın acısı an be an hissediliyor. Yaşanan onca şey ve Ziad’ın eline silah alıp, bir amaç uğrunda mücadele etme arzusu üzerine sözleri etkileyici. Şimdi bir amacım yok ve elime silah almak istemiyorum diyor. Ağlıyor, üzülüyor. Bir amacım ve bir inancım vardı diyor ancak bugün onun gördüğü aslında her şeyin bir hiç uğruna olduğu! Belki tam olarak böyle demiyor ama hissettiriyor.

Bütün yaşananları iki tanığın ağzından dinliyoruz. Gerilmemek, onlarla birlikte hissetmemek mümkün değil. Filmden çıktıktan sonra Yassin’i tam karşımda gördüm. Sinema salonunun kapısında bekliyordu ve benim için gerçeklik hissi bir kat daha arttı. Anlayacağınız zorunlu sürgünü devam ediyor ve ülkesine dönmek için bir nevi gün sayıyor.

!f İstanbul Gösterim Tarihi

19 Şubat 2015 19:00

Cinemaximum Fitaş Salon 1

Filmin Fragmanı:

 

YORUMLAR




DİĞER HABERLER