Okuması izlemesinden daha heyecanlı!
logo logo logo logo logo
Bu sitede yer alan yazılardan yazarların kendisi sorumludur.
Referans vermeden kullanmayınız.
ÖZETLİYORUM
Nur topu gibi bir problemimiz var!
Sezon: 4 Bölüm: 1

Darly Dixon önderliğindeki ekip yeniden yollara düşüyor. Tek dertleri zombiler değil.

Sekiz ay bekledim. Tam sekiz ay yolunu gözledim. O gün gelip çattığında biraz gecikmeli olsa da dördüncü sezon; kanı, çamuru, toprağı, karalara boyanmış ihtişamı ve hikayesiyle karşımdaydı. Hali hazırda kaotik olan ortam, Vali tarafından daha fazla kötülük ve hastalıkla mücadele etmek zorunda bırakılmıştı. Yeni karakterler ve kaç sezondur tanıdıklarımızın yenilenmiş ve yıllanmış ruh halleriyle yeni sezonun macerası başladı. Hapishanenin bahçesi sanki yıllardır ekilip biçilen sağlıklı bir tarlaya dönmüş. Rick’e bir bakıyorum, sanki bir ziraat mühendisi, yıllar boyunca polislik yaptığını söyleseniz inanmayacak durumdayım. Hershel’in veteriner-doktor-amca-baba- akıl hocası ve çiftçi olmasından sonra, Rick’in de kendine yeni özellikler eklediği gözüme çarpıyor. Ben bu adamın aşırı sakin hallerini çok korkutucu bulsam da Lori’nin gidişi, Judith’in gelişi ve Carl’ın ergenlik problemleri varken, bir yanda açlık-sefalet ve hatta zombiler nefes alacak alan bırakmamışken tek kelime de diyemiyorum. Silahını öylesine kenara atmış halini yadırgıyorum çünkü Rick’in iyi bir lider olduğunu düşünmek ve bunu böyle görmek işime geliyor. Gözüm alışmış, başkası olsa ‘başımızda’ lider kesilse ve gözlerini kısıp kameraya baksa garipserim. Üçüncü sezonda Vali’yi destekleyenler vardı bu hususta, her ne kadar Vali bana hep büyük kötü olarak gelse de onun da kendine göre bildikleri vardı.

Rick üzerinden devam edelim, Daryl Dixon zat-ı şahanesi ile İngilizcesi ‘bromance’ denilen kardeşliği benimsemişler, bizim deyimle kardo olmuşlar.  İkisini böyle görmek beni ne haddime ise, motive eder durumda. Carol hala aşık ve belalı, Maggie ve Gleen sanki zombi günlüklerinde değil de Miami’de yaşıyorcasına sevgi tomurcukları olarak takılıyorlar. Aşka lafım yok asla ama bu ikilinin çok basit tabir ile mıçmıç tavırları yaklaşık bir sezondur bana fenalıklar getiriyor. Bana soracak olursanız, Gleen’in hikayesi artık o kadar bitti ki mevcut durumu sürekli Maggie’ye yaslıyorlar.  Beth ise büyümüş, o küçük naif kızın yerine belki ileride Michonne kadar amazon ruhlu olabilecek bir genç kadın gelmiş. Hapishanenin kafa sayısı arttığı için sorumluluklar artmış, zombiler etrafta çoğalmış. Kısacası kendi içlerinde bir düzen oturtsalar da işler daha da kötüye gitmiş. Şimdilik tek şükrettikleri şey aç kalmamak ve hala başlarını sokacak bir yere sahip olmaları.


Rick kendi gerçeği ile yüzleşince aklımıza kırık bir aşk hikayesinden çok daha fazlası geliyor.

İlk bölümün kendi içinde minik bir hikayesi vardı. Genç ve güzel bir kadının aşk acısında Rick kendini belki de yaşadıklarını buldu. Gözyaşlarına engel olamadı hatta kendini bir güzel sorguladı. Carol’un Daryl’a sulandırmandan ve gayet cool bir şekilde “Seni ilk ben sevdim. Seni ilk ben istedim,” serzenişinde o sert, vahşi ve yabani adamın bir anlık gülümsemesi yok mu! Ah tutku, ne zombi dinlersin ne de virüs! Bu noktada diziye yönelik  “zombilerden çok insanların dertleri anlatılıyor!” eleştirisi devreye girebilir ama ben bunun böyle olduğunu düşünmüyorum. Zira diziyi ilk bölümden beri takip edenler bilirler, Carol’un geçmişi bugünleri kadar zor olmasa da hepimizi üzecek ve gerecek bir hikayeye sahipti. İnsani dertlerin dozu artmadıkça, zombi problemlerinin yanına eklenmesi senaryoyu güzel bir aksesuar gibi süslüyor. Carl yaşıtlarına hiçbir şeye bağlanmamaları gerektiğini öğretir ve kitap saatini çocuklara göre diye fişlerken, emin olun ben sakalı çıkacak diye düşündüm. Carl mevzusunda üç sezondur hikaye iyi bir yol alıyor ama “Carl nerede? Gitti çocuk bacımmm!” olayından büyümüş de küçülmüş hallerine geçişi  Türk senaristlerine örnek olmalı. Hızlı ve bol acılı şekilde büyüdü ama izleyenler olarak bunu benimsemeyi başardık. Pembe tüylü domuzcuk Violet’e isim vermiş olması hala bir yerlerde minik bir kedi olduğunu gösteriyor. Sonrasında Violet kesilemeden ve hapishanedekilere lop lop et olamadan ‘belirlenemeyen’ bir hastalıktan çekti gitti. Orada ilk işaret fişeği atıldı, zombiler kenarda dursun azıcık, yeni ve nur topu gibi bir problemimiz var.

Gidenleri özlesem de yeni gelenler onların yokluğunu bir nebze dolduruyor. Tyreese ve Bob Stookey izlemeyi ve takip etmeyi sevdiğim karakterler oldular. Sürprizlere gebe hareketler ve imalarda bulunuyorlar. Hatta Bob o kadar fazla gölge barındırıyor ki neredeyse dizinin cast’ının değişmesine sebep olacak bir hata yapıp sonrasında “Allah’ım neden ben!” diyerek kendini bulduğu en yüksek yerden atacaktı. Michonne gibi Bob’da onun için bölüm takip edebileceğimiz adamlardan biri olacağını daha ilk girdiği sahneden belli etti. Tyreese’i geçen sezondan tanıyoruz ama bu sefer durum biraz daha farklı. Kardeşi Sasha ve sevgilisi olduğunu anladığımız Karen ile hapishaneye adapte olmuşlar. Tam bir görev adamı haline gelmiş ve gücünü sevdiği kadınlardan aldığını anlıyoruz. Hali hazırda öyle idi zaten ama ben Rick ile olan iletişiminin ne olacağını fazlasıyla merak ediyordum. Şimdilik görülen karşılıklı gül gibi geçinip gidildiği yönünde olsa da ikisinin ayrıldığı yerlerde büyük olaylar çıkabilir.


Patrick sevebileceğimiz bir karakterdi. Keşke bu kadar erken gitmeseydi.

İlk bölüm böyle geçti gitti diyordum tam ve yorumum şu olacaktı, beklediğime değmiş zombilerimi de özlemişim. Tam arkama yaslanıyordum ki Hapishane’nin genç nüfusundan Patrick gün içinde devam eden öksürüklerine dayanamayıp ayaklandı. İşini halletmek, biraz rahatlamak için banyoya doğru devam etti, kararıp açılan sahne sonrası ağzı yüzü kan olmuş bir şekilde boylu boyunca yatıyordu. Isırılmamıştı? Zombilerle temasa girmemişti? Sadece öksürüyordu ve halsizdi. Hemen başa dönelim, pembe tüylü Violet de halsizdi. İlk bölümün sonunda hikaye bize içtenlikle şunu söyledi, Nasreddin Hoca’nın hikayesinden alıntı ile toparlayalım “Kazan doğurdu!”

Unutmamak lazım, hastalığı oklar, palalar ve silahlarla alt edemeyiz. Zombilerle bir konuda daha mücadele etmek durumundayız, daha fazla beyne ihtiyacımız olacak. Yemek için değil, çalıştırmak için.
 
YORUMLAR




BUNLAR DA VAR