Okuması izlemesinden daha heyecanlı!
logo logo logo logo logo
Bu sitede yer alan yazılardan yazarların kendisi sorumludur.
Referans vermeden kullanmayınız.
ÖZETLİYORUM
“Hikayeme dolgu yaptırdım, nasıl olmuş?”
Sezon: 1 Bölüm: 11

“Senin paçalarında Tozludere’nin tozları var hâlâ…”

Korktuğum başıma geldi. Geçen haftaki recap’imde de belirttiğim üzere oldukça hızlı bir tempoyla seyreden hikayenin bir yerde durup yavaşlaması gerekiyordu. Bu kadar çabuk ve bunaltıcı olmasını beklemiyordum sadece. Kusura bakılmasın ama bir ara neredeyse uyuyordum. Reklam da verilmedi ki gidip bir kahve yapayım da kendime geleyim. İzlediğimiz en vasat bölümü buydu sanırım MedCezir’in.

Bölüm, stil gecesiyle başladı. Dizinin kostüm tasarımcısını kutluyorum evvela. Bitiş jeneriğinde, emeği geçen kişiler o kadar hızlı akıp gidiyor ki takip edemiyorum, isim veremedim o yüzden, özür dilerim. Geceye Orkun’un kürsüde Mira’yı öpmesine karşılık Yaman’dan yediği kafa ve yılın stil sahibi ödülünün Sude’ye değil de Ender’e verilmesi damgasını vurdu. Kesinlikle Ender’in tarzı Sude’den daha güzel, hakkaniyetli bir ödül olmuş. Yalnız bu Orkun efendi, ayrılığı daha ne kadar sindiremeyecek merak ediyorum doğrusu. Zaten motivasyonu çok düşük ve yaptıklarının arkasında haklı sebepler olmayan bir karakter. Hiç inanmıyorum bütün bu davranışlarının nedeni olarak “Küçüklüğünde babası tarafından çok horlandı, ondan böyle,” şeklinde gösterilen bu adama. Hal böyle olunca da üzerinde konuşacak, yorum yapacak bir durum kalmıyor ortada.

Uzun süredir adı geçen yerli Kayser Söze’miz nam-ı diğer Turunç Nadir’le ilgili bu bölüm önemli ipuçları aldık. Biraz Ezel kokan bir hikayeye benziyor. Flashback sahnesinde bir yerlerden Kenan Birkan’ın ya da Ramiz Dayı’nın gençliği çıkıp racon kesecek diye çok heyecanlandım. Meğerse bizim bu omurgasız Hasan eskiden Turan’ın adamıymış. Fakat her ne olduysa, Turan’a bir gece Nevin aracılığıyla bir komplo kurulmuş. Ateşler edilmiş; lakin Turan büyük ihtimalle ölmemiş. Yakında çıkacak kokusu. The O.C’nin bir bölümünde Ryan’ın babası bir anda karşısına dikilmişti. Sude’nin de söylediği gibi, Yaman’ın paçalarında hâlâ Tozludere’nin tozları var yani. Ne kadar çitilese de çıkmayacak inatçı bir leke gibi.


“Babalar, kızlarının kahramanı mıdır her koşulda?”

BÖYLE KİN Mİ OLUR?
Ben, Sedef Yaman’ı avlamaya çalışacak diye düşünürken o gitti eskiden de bir dönem sevgilisi olduğu Faruk’a taktı kancayı. Böylece, belki direkt olarak değilse de dolaylı yoldan Mira’ya ve onun Yaman’la olan taze ilişkisine zarar vermiş oldu. Bölümün sonunda Mira, Faruk’la Sedef’i öpüşürken yakaladı. Ardından sarılıp teselli aramak için Yaman’a gitti; fakat evde kimseyi bulamadı. O da kendini Tan’ın kanlı ellerine teslim etti. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmanın bu kadarı... Belirtmeden geçmek istemiyorum, Ender’le Sedef arasındaki gerginliğin “annem seni doğururken öldü” gibi ergence bir kine dayandırılmasına çok şaşırdım. Ender gibi akıl fikir sahibi, artık 30 küsur yaşına gelmiş, anne olmuş, olgun bir kadın hala bunun kinini besliyor, kardeşini bu yüzden sevmiyor olamaz. Bu kini Eylül güder, belki Mira güder; ama Ender gütmez. Gütmemeli.

Yerli Psycho’muz Tan’ın da bunca cinayeti niye işleyip durduğunu ve psikolojisinin ne zaman bu denli bozulduğunu öğrenmiş olduk. Bir gün gençlik aşkı Nur’un arabasını birkaç evsiz kaçırmış; kızı ıssız bir yere götürüp dövmüş, tecavüz etmişler. O yüzdenmiş Tan Bey’in mütemadiyen evsizleri öldürmesi. Mira’ya da Nur’la olan bariz benzerliğinden ötürü kafayı takmış. Eh, en azından Orkun’dan daha mantıklı ve nitelikli bir kötü diyebiliriz Tan için. Yalnız bir iki evsiz bir halt yemiş diye bunun faturasını tüm evsizlere kesiyorsa, olmaz. Git sabıka kayıtlarına bak, ona göre öldür. Behzat Ç. dizisinde yine Mine Tugay’ın canlandırdığı Suna Başkomiser karakterinin de seri katil olmasının nedeni Tan’ınkine benzer bir durumdu. Fakat o, gerçekten suçlulara veriyordu cezasını. Sırf bu amaçla polis olup emniyete sızmıştı. Bu yüzden en azından benim çok takdirimi kazanmıştı. Kendi adaletini oluşturmuş; şerefiyle ve hakkıyla işlemişti tüm cinayetleri. Bana böyle kötülerle gelin, canımı, ciğerimi yiyin.

“Ayrılık çanları çalsa da ansızın, ‘elveda sevgilim’ diyecek misin? (Ahmet Selçuk İlkan)”
 
Koca bölümde Mert’le Eylül’e ayıracak bir sahnelerinin bile olmaması beni epey üzdü. Nitekim Yaman ve Mira sahnesi de oldukça azdı. Finale doğru vuku bulan öpücük de olmasa seyirciyi küskün kaldıracaklardı koltuktan. Sanırım Ece Yörenç, tarihinde ilk defa birbirine aşık iki karakteri bu kadar çabuk kavuşturuyor. Bu durum kendisinin de içine sinmemiş olacak ki daha kavuşmanın arifesinde almaya başlamıştık ayrılık sinyallerini. Çanlarını duymamız da yakındır, söylemedi demeyin.

Dizinin haddini iyice aşan süresi ve uygulanan yeni reklam politikası da ayrıca canımı sıktı. Başta iki uzun reklam alıp ardından yaklaşık bir buçuk saat aralıksız devam etti. Sinemada bile makul bir sürede mola verilir ki arada gidip işlerimizi halledelim. Geçen bölüm değil; ama bu bölüm Melek Gençoğlu’nun yokluğunu fazlasıyla hissettim diyebilirim. Bütün yük Ece Hanımın omuzlarına bindi tabii. MedCezir’in dışında Ocak’ta başlayacak Kurt Seyt ve Shura dizisinin senaryosu da kendisine ait malum. İlhamı, sabrı ve gücü için daimlik diliyorum.

Yayında ve yapımda emeği geçen herkesin eline, yüreğine sağlık. En kötü bölümümüz böyle olsun. Gelecek haftayı heyecanla bekleyeceğim.
 
YORUMLAR




BUNLAR DA VAR