Okuması izlemesinden daha heyecanlı!
logo logo logo logo logo
Bu sitede yer alan yazılardan yazarların kendisi sorumludur.
Referans vermeden kullanmayınız.
ÖZETLİYORUM
“Çıktığın kapıyı çok sert kapatma” derler…
Sezon: 1 Bölüm: 10

“Senin ailen onlar değil, senin ailen benim!”

İnsanlar, hayatları boyunca seçimler yaparlar ve hayatlarını yönlendirirler. Her seçim, bir kapı açar ve o kapının kulpunu çevirirken ardında bizi bekleyenleri de göze almışız demektir. Kapının ardında karşılaştığımız şeyden korkup kulpu kendi ellerimizle çevirdiğimiz halde kendimize bir günahkâr arayacaksak zaten hayatta bir seyirci olmaktan fazlasını hak etmiyoruzdur. İşte böyle… Bize hayatı ve seçimleri sorgulatan bir Şeref Meselesi bölümüydü izlediğimiz. Yüzleşmeler, itiraflar, aşk, vazgeçişler, ihanet, intikam derken saatler de aktı gitti.

Bunu yapmazsam çok içimde kalırdı.

Olan Gül’e oldu. “Neyse ki Yiğit var,” deyişim de ayrı ironi ama neyse ki Yiğit var.

Geçtiğimiz haftayı Nihat’a silah doğrultan Yiğit ile kapatmıştık, bu hafta da kaldığımız yerden devraldık. Sadullah’ın sözleri ve ölümü Yiğit’i her açıdan darmadağın etmişti. Her bir kelime ve an da kafasının içinde tekrar tekrar canlanınca eline silahı alıp Nihat’ın karşısına dikilmesi kaçınılmaz oldu. Biraz da acemice ve acele oldu. Ama Yiğit böyle böyle öğrenecek. Basamak basamak çıkmayı, merdivenleri koşarak çıkmaya çalıştığı takdirde nefesinin yetmeyeceğini öğrenecek, bazı şeyleri duymamayı ve görmemeyi öğrenecek. Bu şekilde fevri hareket ederse eğer elindeki silahın kendisine dönebileceğini öğrenecek. Neyse ki Nihat, Yiğit’e karşı boş değil de –ve hatta bu tavrı hoşuna bile gitti içten içe- affetmesi çok zaman almadı ama her şeyi en başa sardılar tabii. Yiğit’in Nihat’ın güvenini en baştan ve yeniden kazanması gerekiyordu. Yiğit, başına yağan karı bir şekilde temizler de olan bizim güzeller güzeli Gül’ümüze oldu. Nihat, elbette ki Gül’ün arkasından çevirdiği dolapları öğrenmişti. Ya ne olacağdı? İki günde sararıp soldu Gül’ümüz. Ama neyse ki Yiğit imdadına yetişti. Sanırım artık Gül’ün tamamen Yiğit’in tarafına geçmesi için bir engeli yok. Biraz üzülsün, süzülsün ve sonra aynı karizmasıyla Yiğit’in yanında yerini alsın PLS!

Sadece Yiğit’i değil, bizi de çok kırdın Emir…

Ya bu Yiğit sana etti? Emir’in sözleri çok çok ağırdı. Kübra’yı da bebeği de çok seviyor olabilir, hayatına onları da dâhil etmek istiyor olabilir ama Yiğit onun kardeşi ya. Kardeşten öte köy mü var? Hastane odasında Yiğit’e “Ben en çok seni seviyormuşum,” diyen Emir nerede, şimdi yüzüne tiksinerek bakan Emir nerede… Yiğit, Emir’in gözünün içine bakıyor ama Emir, “Ben senin yüzünden ailemi kaybettim,” diyor. Kübra için ailemi kaybettim diyor, öz kardeşinin yüzüne bakarak “Kimsem kalmadı,” diyor. Yiğit’i elinin tersiyle hayatının dışına süpürüp ailesini, yani Kübra’yı, kaybetmesine sebep olduğu için öz kardeşine sırt dönüyor. Tamam, Yiğit’in gittiği yol ile Emir’in gittiği yol birbirinden çok ayrı. Yiğit, karanlığa doğru savruluyor ama böyle mi olmalı? Çözümü sırtını dönüp gitmek mi? Sanıyorum yeni arabasıyla bile Emir ile kurduğundan daha duygusal bir bağ kuruyor Yiğit. Tüm bunların yanında Yiğit’in karşısına dikilip “Bundan sonra o çocuğun babası benim,” diyemez Emir, di ye mez. Ben Yiğit’in yerinde olsam alırdım Elif’i de terk-i diyar ederdim, dönüp arkama dahi bakmazdım. Sonra da “Bu kızın babası benim,” yazılı bir kart atardım, temiz.

Emir, tüm bunların bir evcilikten ibaret olmadığını anlayacak. Anlayacak ama her şey için çok geç olacak. Dakika bir, gol bir. Kübra’ya “Kek yaparak mı kızına bakacaksın?”derken, keke un dökerken buldu kendisini. Üç gün fatura yatırmayınca elektriğin kesilmesine hayret ediyor falan… Gerçek hayata hoş geldin Emir’ciğim, ayakkabılarını içeri al da çalmasınlar.

“Şimdi sen, senden nefret eden bir adamın peşinden dilenci gibi dolaşıyorsun.”

Kübra, nihayet eteğindeki taşları döktü. Sibel’i karşısına aldı ve konuştu ama içini dökmek için ya da Sibel’le bir uzlaşmaya varmak için yapmadı bunu tabii ki… Onca olan olaydan ve hatta daha birkaç gün önce Derya’nın kendisine söylediklerinden sonra dahi hala Yiğit’i Sibel’in ayarttığını, bu yüzden Yiğit’in eve ve kendisine dönmediğini düşündüğü için dikildi Sibel’in karşısına… Sibel’i ayartan bizzat Yiğit… Onu nasıl yapalım?

“Ben sandım ki o bebek doğunca sen hatanı anlarsın, Yiğit’ten uzaklaşırsın dedim ama nerde… Sen Yiğit’in kafasını karıştırdığın için yanımızda değil, senin yüzünden benim kızım babasız büyüyor Sibel.”

Kübra’ya “Sen çocuk doğurmadın, Yiğit’e karşı kullanacak koz yaptın,” diyen Derya’nın ne kadar doğru bir tespit yaptığının nişanesidir bu sözler. Kübra’nın biran önce bebeğini bir koz, bir kurtuluş, bir çıkış kapısı olarak görmekten vazgeçmesi gerek. Bu daha ne kadar böyle ilerleyecek? İki lafından biri bu... Sürekli Elif’i öne atıp onun üzerinden kendisini aklama ve kurtarma çabasında. Neden ya? Küçücük bebeğin ardına saklanacak kadar mı korkuyor Kübra? O çocuk Kübra’nın garantisi veya onu kurtarmak için gökyüzünden inen ilahi bir varlık değil ki. Ona bu misyonu yükleyene kadar sadece evladı olarak kabullenebilse tamam diyeceğim. Sibel’in karşısına gerçekten çocuğu için dikilmiş olsa yine tamam diyeceğim ama Kübra hala ve hala Yiğit dileniyor. Bir adım dahi ileri gitmiyor ya, bir adım! Nasıl ki Yiğit konusunda onu uyarırlarken bir kulağından girip diğerinden çıkıyordu, şimdi de aynen öyle… Kübra, kafasında bir dünya kuruyor ve sadece onu görüyor, duyuyor. O dünyada Sibel, Yiğit’i ayartıyor ve Yiğit, Kübra’ya olan aşkından ve çocuğundan bu yüzden vazgeçiyor. Üstelik iyice histerik bir hal aldı bu durum…

“Sana yemin ediyorum, bu yaptıklarını çok fena ödeyeceksin sen. Bundan sonra kork benden.”

“Sen bana neyin cezasını çektiriyorsun bir senedir? Ben seninle ultrasonlara geldim, beşik bakmaya geldim. Sen hamileliğini benim canımın yanacağını bile bile benim gözüme soktun. Yılan kim acaba?”

Bu cümlelerin karşılığı “Çünkü seni arkadaşım sanıyordum,” değil. Kübra, bunların hepsini Sibel ve Yiğit’in arasında olanları bilerek yaptı. Sibel’in canını acıtabilmek için yaptı, “Bebek yatak odasında kalır, Yiğit de bebek sesine çabuk alışır inşallah,” derken Sibel’in üzüleceğini bile bile yaptı. Kendince intikam alıyordu ama yanlış kişiden. Kübra ve Yiğit arasında yaşananlarda Sibel’in hiçbir suçu yok çünkü, hiçbir zaman olmadı. Yiğit’e karşı direnebildiği kadar direndi, ona karşı koymaya çalıştı, Kübra’nın yanında olmaya çalıştı, Kübra’yı uyardı. Yiğit Kübra’yı değil de Sibel’i sevdi diye suçlu mu Sibel? Tabii ki değil, bu hikâyenin suçlusu Sibel değil. Bu hikâyede iki suçlu var, Kübra ve Yiğit. Kübra daha fazla kendisini kandırmasın. Kübra ile ilgili sevdiğim tek şey Yiğit’in parasını kabul etmemesiydi, onu hayatından çıkardığına dair kesin tavrıydı ama tabii ki bu da uzun sürmedi.

“Sen beni öpünce ayaklarım birkaç gün yere basmıyor benim.”

“Sibel dışında bir kadın için bırak Paris’e gitmek, Eminönü’nden Kadıköy’e gitmem.”

“Çok büyük aşk yaşadılar,” derken?

Geçtiğimiz hafta “Bari Sibel, Yiğit’in yanında olsun,” demiştim ve oldu da. O da sırtını dönüp gitmedi Yiğit’e… Aşkını itiraf ediş şekli çok güzeldi, yüzüne karşı “Benden uzak dur,” derken arkasından “Beni bırakma,” demesi çok güzeldi, “Ben sana bir şey olacak korkusuyla yaşayamam,” demesi çok güzeldi. Sibel, bu karanlık dünyada Yiğit’in aydınlığı ve ben Yiğit’in bunu da kaybetmesini istemiyorum. Para, mal, mülk, güç, makam… Hepsi yalan, hiçbiri Yiğit’e Sibel’in yaşattığı duyguyu ve mutluluğu yaşatamaz. Hiçbiri, hiçbir şey Sibel’e baktığında gözlerinde beliren ışıltıyı yerleştiremez gözlerine… İşte aşk ve tutku bu kadar büyük olunca, yıkımı da büyük olacak elbet. Kübra’nın sözleri Yiğit’in kalbine bomba gibi düştü. Kübra sanıyor mu ki bununla sadece Sibel ve Yiğit’e zarar verdi? Kübra, kendisi için hayatından vazgeçen Emir’e de zarar verdi –hatta en büyük zararı verdi- ve bir dakika bile bunu düşünmedi, sorgulamadı. Yiğit ve Sibel bugün ayrılır, yarın daha büyük hasretle kavuşur. Peki ya Emir ve Yiğit… Onların arasındaki mesafe sadece daha çok açılır. Ve bunun sorumlusu da bu saatten sonra Kübra’dır.

Tüm durumlar böyle çalkantılı iken yüzümüzü güldüren yegâne insan, Derya’cığımız da Yiğit’in yanında işe başladı. Ofise bir renk, bir neşe geldi yemin ediyorum. Tabii ki Nihat’ın bu rengi fark etmesi de uzun sürmedi. Derya’nın yüzündeki gülümsemeyi bir de Nihat soldurmasın lütfen ya. Mete nerelerde hem? Bir kere ilan-ı aşk edip kenara çekilmek var mı öyle? Çıkacaksın karşısına tekrar. Derya’cığım Nihat’a yar olursa çok üzülürüm.

Bu bölümün hayal kırıklığı Selim idi. Yiğit’in güvenini sarsacak bir şey yapacağını, Yiğit ile bir başkası arasında o ikileme düşeceğini hiçbirimiz düşünmezdik. Sonunda her ne kadar Yiğit’i satmamış olursa olsun, bir kere kuşkuyu serpti o yüreklere. Bundan sonra iflah olmaz.

Söylenmeden geçilmeyecekler: Ender, Selim ve Yiğit’in şarkılı türkülü eğlencesi kesinlikle bölümün en keyifli sahnesi idi. Üçü de nasıl eğlenmişler ve keyif almışlarsa aynen geçti bize de.

Bu hikâyede en çok herkesin herkese vereceği bir cevap oluşunu seviyorum. Herkes çatır çatır söylüyor ne söyleyecekse, şahane değil mi?

Bu dünya tatlısını da buraya bırakıyorum, sizin de içiniz gitsin!

Yine enfes bir Şeref Meselesi bölümü de böylece geride kaldı. Bölümde emeği geçen herkesin emeğine ve gönlüne sağlık!

 

YORUMLAR




BUNLAR DA VAR