Okuması izlemesinden daha heyecanlı!
logo logo logo logo logo
Bu sitede yer alan yazılardan yazarların kendisi sorumludur.
Referans vermeden kullanmayınız.
ÖZETLİYORUM
Bu sevda 'Yaman'
Sezon: 1 Bölüm: 10

“Sen benim ganimetim değilsin Mira, ödülümsün.”

Öncelikle belirtmeliyim ki dizi çok yoğun bir tempoyla ilerliyor. Sündürebilecekleri birçok hikayenin suyunu çıkarmadan her hafta başka bir konuya atlıyorlar. Benim tanıdığım Ece Yörenç (artık Melek Gençoğlu’yla birlikte yazmıyorlar malum) bu kadarcık bölüme bunca aksiyonu, bunca yeni karakteri ve dramatik çatışmayı sıkıştırmazdı. Bir yandan izlemesi çok keyifli olsa da, diğer yandan kısa bir süre sonra temponun düşeceğini ve bir sürü dolgu bölüm izleyeceğimizi bilmenin erken üzüntüsünü yaşıyorum.

Tan’ımızdan sonra diziye bir de Sedef’in dahil olmasıyla Mira ve Yaman ilişkisinin daha adam gibi başlamadan biteceği fikrine kendimi alıştırmaya başlamıştım ki, bir de bölümün sonunda Yaman’ın kayıp babasından gelen mektup endişemin üzerine tüy dikti. Tamam, elbette dizi boyunca defalarca ayrılıp barışacaklardı, yoksa dizinin bir manası olmazdı (!); ama bu kadar engelin peş peşe gelmesi de hiç doğal olmadı. Final sahnesinde sanırım ağlamamız beklenmişti, belki bambaşka bir bölümün içinde yer alsa ağlardım da; lakin bölüm o kadar çok Mira ve Yaman’ı ayırma sinyalleriyle doldurulmuştu ki, o hikayenin de sırf bu amaca hizmet ettiğini bildiğim için ağlayamadım, olmadı. Mira ve Yaman’ın zaten çok köklü bir ilişkileri yok henüz. En ufak bir sarsıntıda çökebilecek kadar taze ve naif bir aşk, yaşadıkları. Bu yüzden senaristin ikiliyi ayırmak için bu denli çaba harcamasını komik bulduğumu itiraf etmek zorundayım.

Şimdilik Mira ve Yaman aşkının aşması gereken engellerin bir listesini yapmak gerekirse: Zengin kız fakir oğlan durumunu geçiyorum, Sude’nin varlıklı damat takıntısı, Orkunç’un yenilgiyi hazmedemeyen karaktersiz karakteri, psikopat Tan’ın yapabileceği her türlü çılgınlık, ayaklı libido Sedef’in her an Yaman’ı tongaya getirip yatağa atabilme ihtimali, Mira’nın beynindeki baloncuk yüzünden her günü ölebilme riskiyle yaşaması, Kenan’ın demir parmaklıklardan kurtulunca yapacakları, Hasan Efendi’nin para hırsı ve daha nicesi. Henüz sadece 10. bölümü seyrettiğimizi de hatırlatmama gerek yok sanırım. İşte bu yüzden ben derim ki, “Bu sevda çok yaman be Yaman”.


Bir senaristin yazmaktan büyük haz duyacağı en dobra karakter: Sedef Kaya.
  

EN RENKLİ KARAKTER

Bölüme dönmek gerekirse, Tan’ın yapacaklarının hışmından korkarak koltuğa kuruldumsa da Ender’in Amerika’da yaşayan kardeşi Sedef’in hikayeye dahil olmasıyla senaryo şekil değiştirdi. Geçen bölüm yaşadıkları ‘ilk öpücük’, bu bölümde yerini ‘ilk kıskançlıklar’a bıraktı. Mira’nın nam-ı diğer erkek arkadaşını kıskanan halleri çok tatlıydı. Sedef karakteri çok renkli, her an her şeyi yapabilecek kadar cesur, az buçuk gizemli ve dizinin senaristi için belli ki yazması çok zevkli biri olmuş. Karakterlerin iç sesi oluşunu, dobralığını ve felaket tellallığı yapmadan duramayışını biraz Fatmagül’ün Suçu Ne’deki Mukaddes Yenge’ye benzettim. Orijinaline sadık kalınırsa çok uzun soluklu bir karakter olmayacak; ama diziden ayrılmadan önce kâh Mira ve Yaman ilişkisinde, kâh Ender’in itinayla koruduğu aile düzeninin üzerinde açılacak çok derin yaraların müsebbibi olacağa benziyor.

Bölüm boyunca lunaparkın yakınlarındaki bir evsiz kadın cinayetinden bahsedip duruldu. Şayet yeni bir karakter daha peydah olmayacaksa, Tan sadece saplantılı bir psikopat değil, aynı zamanda acımasız bir seri katil. Sekizinci bölüm recap’imde “Mantıklı sebepleri olan kışkırtıcı bir kötüden yoksun dizi, zamanla kan kaybetmeye mahkûmdur,” demiştim. Tan, tam da bu lezzette, yaptıklarının ve yapacaklarının ucunu göremediğimiz bir kötülüğe sahip. Eğer bu davranışları ‘küçükken babasından çok fazla dayak yedi’ gibi uyduruk bir bahaneye değil de sağlam bir temel üzerine oturtulmuşsa tadından yenmeyecek aksiyonlar izleyeceğiz demektir.


Başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin.
  

ŞAPŞAL AŞIKLAR!

Bölüme damgasını vuran bir diğer husus da Mert ve Eylül ilişkisinin yeni bir boyut kazanması oldu. Eylül’ün Mert’le uğraşmalarını izlemek çok keyifliydi; ama ikisinin şapşal aşık hallerini seyretmek daha farklı bir tecrübe olacak. Hem Mert için, hem de bizim için. Sonunda Mert Eylül’e değil, Eylül Mert’e uydu. Mert’in aşkı, Eylül’ü gerçek benliğine kavuşturdu. Kapitalizm çılgınlığı içinde deforme olmuş duygularını Mert sayesinde hatırladı Eylül. Biri ona gerçekten değer veriyordu, gerçekten seviyordu. “Mert’in gezegeninde Eylül, aşk demekti.” Ve her şeyin sadece dış görünüşten, sadece ‘stil’den ibaret olmadığı gerçeğiyle yüzleşmek Eylül’ü kendine getirdi. Kim ne derse desin, Hazar Ergüçlü’nün bu bölümdeki oyunculuğuna bayıldım. Taner Ölmez’le de çok uyumlu bir ikili olacaklar bence. İlişkileri şimdiden hayırlı olsun.

Genel olarak Melek Gençoğlu’nun eksikliğini hissetmediğimi söylemeliyim. Mutlaka onun kalemiyle daha farklı sahneler de izleyebilirdik; fakat Ece Yörenç tek başına çok güzel sırtlamış senaryoyu. Başarısı ve ilhamı daim olur inşallah. Yayında ve yapımda emeği geçen herkesin eline, yüreğine sağlık olsun efendim. Gelecek bölümü heyecanla bekliyor olacağım.

Sevgi ve saygılarımla. 





*Fotoğraflar Star TV'nin resmi sitesinden alınmıştır.
 
YORUMLAR




BUNLAR DA VAR