Okuması izlemesinden daha heyecanlı!
logo logo logo logo logo
Bu sitede yer alan yazılardan yazarların kendisi sorumludur.
Referans vermeden kullanmayınız.
ÖZETLİYORUM
Bir rol yaratmak
Sezon: 2 Bölüm: 29

Belgin öldüğünden beri hiç gülmeyen Derviş, rol gereği gülmeye çalışınca ortaya çıkan sonuç.

“Olay aynen şöyle oldu”:

Bölüm, şimdiye kadar izlediğimiz en kışkırtıcı ve şaşırtıcı cinayetle açıldı. Zira cinayetin öznesi Hülya’nın kız kardeşi Nazan’dı. Nazan karakterine hayat veren Eylem Yıldız’ı evvelce Asmalı Konak, Kızlar Yurdu gibi dizilerde izlemiştik. Kamera oyunculuğuna bir süredir ara vermişti. Bence ekrana çok yakışan bir yüzü var. Temiz ve akıcı oynuyor. Bölümde yaşadığı dehşete, çaresizliğe inandım. Galip Derviş’in en çok bu yanını beğeniyorum. Başrolünden figüranına kadar herkes işini hakkıyla yerine getiriyor ya da yerine getirenler tercih ediliyor. Her bölüm ünlü bir oyuncuyu misafir etme geleneği de dizinin karizmasını yukarılara çıkarıyor.

Tiyatro oyununda, rol icabı bıçaklanması gereken Erhan adında bir oyuncu, sahte bıçak kendisine saplandığında birden kriz geçirdi, kan kaybetti ve yere düştü. Bir süre bunu oyunun bir parçası zannettik; fakat Nazan’ın paniğiyle herkes farklı bir durum olduğunu anladı. Bir doktor hemen sahneye atladı ve adamın hayatını kaybettiği haberini verdi. Bu esnada seyircilerin arasında bulunan Galip’le Hülya da acı olaya tanık oldu.


“Fırsat kapıyı çaldığında o lanet kapıyı devir," derdi babam: "Fazla soru sorma.”
 
Nazan, apar topar gözaltına alındı. Suçsuz olduğunu, isteyerek bir şey yapmadığını kimselere ispatlayamadı; çünkü geçmişte Erhan’la beş ay süren bir birlikteliği olmuştu, yani böyle bir cinayeti pekala işleyebilirdi. Bu arada Galip’le Hülya da durumu Hülya’nın annesi Pervin’den nasıl saklayacaklarını düşünürken Pervin onları kapı arkasından dinlemekteydi ve saklayacakları şeyin Galip’le Hülya arasındaki aşk ilişkisi olabileceğini zannetti. Bu sahneler The Monk’ta yoktu ve izlerken çok keyif aldım. Deniz Türkali’nin konuk olduğu bölümler ayrıca hoşuma gidiyor.

Bölümün ilerleyen dakikalarında Galip’le Hülya cinayeti, Nazan’ın rol yedeği olan İpek adında genç bir oyuncunun işleyebileceğine dair ipuçları yakaladılar. Galip, kadınla görüşebilmek için bir otelde düzenlenen “hızlandırılmış randevu” organizasyonuna katıldı. Engin Günaydın bu sahnede mimikleriyle yine harikalar yarattı. Son zamanlarda diziyi niye bu kadar sevdiğimi anlamaya çalışıyordum; ama sanırım Engin Günaydın olmasa, açıp da izlemezdim. Yapılacak hiçbir olumsuz eleştiri yok. Gönlüne, yüreğine sağlık olsun; başımızdan hiç eksik olmasın inşallah!

Galip Derviş, olayı çözmek için Hülya’yla birlikte tiyatro sahnesinde cinayet anının provasını yaparken oyunun yönetmeni Galip’i gördü ve çok beğendi. İki oyunluğuna Galip’in rahmetli Erhan’ın yerini doldurup dolduramayacağını sordu. Cinayeti daha rahat çözmek için kaçırılmayacak bir fırsattı. Galip başta sahne korkusu olduğu için inkar etse de Hülya onu ikna etti. Gerek provada, gerek oyunda 300 kişinin önünde Galip Derviş’in beceriksizce oyunculuk yapmaya çalışması çok keyifliydi. Her zaman söylerim: Kötü oyuncu taklidini iyi yapabilen kişi, harika bir oyuncudur!

Katil, Galip Derviş’in tahmin ettiği gibi Nazan’ın yedeği İpek’ti. Bu olayı zamanında aktör olmayı çok istemiş; ancak başaramamış babasıyla birlikte planlamışlardı. Babası, cinayet anında doktor olduğunu söyleyerek sahneye atlayan adamdı. Aslında doktor değildi ve o kargaşada gerçek bir bıçak saplayarak Erhan’ı o öldürmüştü. Erhan’ın daha önce kriz geçirip bayılmasının sebebiyse yine rol gereği ısırdığı elmada alerjisi olduğu keten yağının bulunmasıydı. Bunu da oyundan kısa bir süre önce İpek yapmıştı. Bir iğneyle elmaların içine keten yağı zerk etmişti. Dâhice bir plan! Fakat planın daha hazırlık aşamasında kural 1 ihlal edilmişti: Kimse Galip Derviş’ten daha zeki değildir!


Kendine has bir giyim tarzı olan Galip Derviş’in bu haftaki kostümü pek şıktı.

Galip Derviş’in uyarlama mantığına farklı bir açıdan bakmak gerekirse, aslında The Monk’la neredeyse bire bir aynı olması, çok da yanlış bir durum değil. Televizyon müptelası orta yaşlı insanların kaçı yabancı dizi sitelerine girip The Walking Dead’ler, Supernatural’ler izliyor ki? (Zaten yakında bunu gerçekleştirebilecekleri bir site de kalmayacak gibi görünüyor(!)) Bazı yerlerde hâlâ Galip Derviş için “çalıntı, emek hırsızlığı” gibi laflar duymaktayım. Telifi ödenmek koşuluyla yapılan uyarlama dizilere kimse bu gözle bakmamalı, lüzumsuz eleştirilerde bulunmamalı. Nitekim Galip Derviş biraz daha bizden, geleneklerimize uygun karakter ilişkilerinin olduğu bir iş. Mesela Hülya karakterinin orijinali olan Sharon'a, çocuğuyla tek başına yaşayan, daha seksi kıyafetler giyen, salt koca meraklısı ve gece çocuğunu evde yalnız bırakıp dışarı çıkmakta bir beis görmeyen, rahat bir kadınken bizdeki Hülya, bir tık daha evcimen, daha sakin ve samimi çizilmiş. En azından münasip erkek adaylarını onun yerine seçip karşısına çıkaran bir annesi var. Sırf bu özelliğiyle bile Hülya, tam anlamıyla müzmin bekâr bir Türk kadını.

Geçen hafta reytinglerde dişe dokunur bir yükseliş oldu. Umarım hep bu şekilde gider ve dizi, Total’de ilk 10’u da görebilir. Aslına bakılırsa kanalın birçok drama dizisinden daha fazla reyting alıyor. Ama senaryo itibariyle büyük bir kitlenin zevkine hitap etmediği için gece kuşağında yayınlanıyor. Onlar Arka Sokaklar izlesin efendim, biz Galip Derviş’imizle mutluyuz. Bu mutluluğu da kolay kolay yedirtmeyiz!

Yayında ve yapımda emeği geçen, bu diziyi var edip, gönüllerimize yâr eden herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Gelecek bölümde görüşmek dileğiyle.

 
YORUMLAR




BUNLAR DA VAR