Okuması izlemesinden daha heyecanlı!
logo logo logo logo logo
Bu sitede yer alan yazılardan yazarların kendisi sorumludur.
Referans vermeden kullanmayınız.
ÖZETLİYORUM
Bir Aluşta’ya iki güneş
Sezon: 1 Bölüm: 4
Sarışın takıntımı gidermem için yeterli derecede güneş ışığında altın olan sarı saçlar.
 
Gece karanlığında ay gibi parlayan Osman dışında koyu bir karanlığın çöktüğü Aluşta’ya, bir değil iki güneş doğdu bu bölüm. Üniforma tutkusu yüzünden kendi ailesini bırakıp, trenlerden atlaya atlaya yol alan Şura ve hamam kavramını farklı bir boyuta taşıyan Kurt Seyit’ten bahsediyorum güneş derken. Kıyamam, Sabah Güneşi Şura, Aluşta’da Seyit’in ailesi ile tanışacağım diye heyecanlandı da heyecanlandı. Seyit’in o uğursuz pirsiz babasının dedikleri aklıma geldikçe içim eridi sana Şura. Sen aileni bunlar için bırakmadın. Şura böyle böyle istenmeyen gelin olma yolunda emin adımlarla ilerlesin, Aluşta’da onu bekleyen insanlara gelmeden önce geride bıraktıklarına bir bakalım. Teyzeleri Nadya’ya sığınan annesi ve kardeşleri durumlardan gergin tabii ki. Hırsla volta atan Valentina, aşkısı Konstantin gelince havalara uçtu. Büyük ihtimalle Konstantin ile Valentina, Konstantin savaşta ölürse Valentina kontes olarak ölebilsin diye apar topar evlendiler. Yani ben hala Konstantin’in öleceğini savunuyorum. Eğer ölmeyecekse o çocuğu sevemeyecekler çünkü. Adı Konstantin olduğu için sürekli bir yılanlık bekliyordur kesin insanlar. Oysa ben çok seviyorum Konstantin’i. Şura’nın her ‘Her Lafın İçinde Nadya’ diye anılan teyzesi, Valentina ile Konstantin’in de işine taş koymaya çalıştı ama olmadı. Anneleri artık sesini çıkarmaya başladı yani. Bu sırada yeni bir karakter aramızda katıldı. Şuralar’ın tarafta genç bir erkek eksikliği olduğunu hissetmiştim aslında. Nadya’nın bir oğlu varmış. Peki biz nereden tanıyoruz onu? Adını Feriha Koydum’un Kaptan’ının problemli kardeşi, Şuralar’ın kuzeni. Keşke Şura, Valentina ile Konstantin’in mutlu günlerinde yanında olsaydı. Ama savaş böyle bir şey işte, olması gereken hayatı yaşatmaz.

Kurt Seyit ailesin böyle böyle rest çekmeye devam etsin, çok yakışıyor.
 
Aylarca beklendiği evinde Kurt Seyit, istemediği gibi ama tam da tahmin ettiği gibi karşılandı. Kurt Seyit tabii kibiliyordu Aluşta Karanlığı'nın kaynağı babasının Şura’ya ‘şöyle-böyle’ diyeceğini. Biz de biliyorduk ama mesela ben şunu demez sanıyordum:"Aşkı Rus kadınlarından öğren ama onlarla ciddi olma". (Böyle bir şeydi galiba, sinirden tam hatırlamıyor olabilirim.)Sanki Lise-1 karnesini alan oğlunu, Antalya’da bir otele animatör olarak part time çalışmaya gönderiyor, Rus'la milli olsun diye de fazladan harçlık veriyor. Bak o ihtimal bile çok itici; olmadı, hafifletemedim karanlığını. Bu tepkileri tahmin ediyorduk ama Kurt Seyit’in ne yapacağı muallak gibi gösterildi bütün bölüm. Böyle bir önce çiftlik evinde(aslında Aşk-ı Memnu’nun Arsen Hala’sının çiftliği orası) kalmalar falan hafif kıllandırdı. Ama babasının karşısında çok güzel durdu, bizi yanıltmadı. Benim tanıdığım Kurt Seyit de böyle yapardı; aferin Akşam Güneşi Seyit! Mirza Eminof bütün ailesine yasakladı şimdi Kurt Seyit ve Şura’yı. Ama eminim ki buna sadece karısının haklı fitneleri işlemeyen, kendisini babasının bedeninin bir uzantısı sanan Mahmut uyacak sadece. Benim bildiğim Zahide yanına o sinsi gelinini(Havva ne kadar tuz döktü öyle yemeğe, kör olacak) de alıp, Şura’ya bir iki çiğlik yapmaya gider çiftlik evine. Babasının sözünü dinlemeyecek olan ise tabii ki Ay Işığı Osman. Osman’a beş yaşında muamelesi yapıp, silahları filan sakladılar çocuktan. Ama karanlığın içerisinde babasına yapılan saldırıyı görüp, Sakarya Fırat tecrübeleri ile indirdi adamı. Şimdi, başından beri söylüyorum Osman'da çok malzeme var. Mesela o katil olmanın vicdan azabını çekerken birden sert mizaca bürünmesi çok iyiydi. Sonra Kurt Seyit gelince tekrar küçük çocuk oldu. Alanı olursa iyi dolduracak.

Petro’nun etrafında bir kara duman var görmüyor musunuz?
 
Karanlıklar Prensi Petro, bu bölüm daha insancıl olarak karşımıza çıktı. Ailesi ile ilgili durumlarda babası Petro’yu bir hain olarak görse de bence "Sizin için yapıyorum,"derken Petro yalan söylemiyordu. Babasının da Petro’yu can evinden vurması gözümden kaçmadı tabii. Hemen askerliğinden vur hemen, hiç kaçırma, okey? Babası böyle böyleyken annesi bence çok tatlıydı. Helal olsun kadına, gerçek bir anne. Kimse bana o kadın için şöyle böyle demesin artık. En sonunda Petro ölürse ve annesi bu yüzden felç geçirirse filan kimse ettiklerini buldu da demesin. Firdevs Hanım’a da "Yamuldu", "O da cezasını çekti," falan demişti öfkeli bir kalabalık, sazan gibi tuzağa atlayarak. Orada gerçek olay; çıkarcı ve kızlarını bu çıkarlar uğruna kullanıyormuş gibi gözüken bir annenin nasıl iyi bir anne olduğunun kanıtıydı. Bir anne olarak o da görevini yaptı, Petro’nun annesi de yapacak; yaptıklarının kötülük olduğunu bile bile hem de! Bu arada evet Petro önlenemez bir istekle Kurt Seyit’in ölmesini ve hatta belki de onu öldürmek istiyor ama asla bunu eyleme dökecek birisi değil. Belki daha sonra ama şu an değil. Petro ile ilgili en önemli olay ne biliyor musunuz? Ne kadar kötü olursa olsun Petro gözümüzde asla gerçekten kötü olmayacak. Bunun böyle olması çok huzurlu değil mi?

Şura hep pembe, etrafındakiler ise mavi, mor, krem falan giyiyorlar.
 
Aluşta’ya sanat getiren Tatya, bu bölüm önce hamile olduğunu açıkladı. Şura "Aman şöyle dikkat et","Aman bu yolculuk yormaz mı?" gibi şeyler dedi durdu da, bir baktık bütün yol Tatya’nın üzerine yatmış, at arabasında takır takır öyle gitmişler. Zaten Kurt Seyit ve günahsız Celil "Araba şüpheli, sağlam değil," dedikçe Şura, Aluşta’ya gitme fırsatını kaçırmamak için ‘’İyi, iyi’’ falan diyor. Gittin de buldun belanı, mutlu musun? Neyse Tatya’ya dönelim Şura’nın karnına karnına bütün yolu yatmasından kızcağız bebeğini düşürdü. Olayın, gelip gittiği yerlere önünde ve arkasında uğursuzluk taşıyan Petro ile bir alakası yok yani. Bir de Tatya, seni çok seviyorum biliyorsun. O Celil ile bir kere konuştu diye aşkından yataklara düşen Güzide’nin(Güzide de her selam verene aşık olacaksa, görsün bakalım Mirza Mehmet memleketinin kızlarını) sana karşı yenileceği günü iple çekiyorum ama dedin ya Aluşta için "İnsan burada hiç yaşlanmaz", üzgünüm ama senin ruhun biraz yaşlı zaten.

Kırmızı Başlıklı Kız’daki Kurt ve Kırmızı Başlıklı Kız arasındaki cinsel metaforlar yerini buldu.
 
Akşam Güneşi ile Sabah Güneşi’nin şu Kurt Seyit giderken Şura’nın "Beyim" dediği sahnesinin çok itici olduğunu söylemeliyim. Kurt Seyit’in istediği hayat ne, sen ona nasıl bir hayat sunmaya başlıyorsun Şura? Zaten ateşli öpücüklerin yerini "Beyim"den sonra ‘alnını öpme’ aldı hemen. Bak böyle gidersen sonun Güzide gibi aşkından yataklara düşüp, hasta olmak olur. Daha da açıklayıcı olmak için aşkından yataklara düşüp hasta olan ve benzetilmenin çok büyük bir talihsizlik olduğu Beşir’i hatırlatırım sana! Allahtan Kurt Seyit üstünü kirletecekti de, onu temizlemesine yardımcı olacaktın. Ayaklarını yıkamayacaktın.

Yıkamak derken; Kurt Seyit ve Şura’nın hamam sahnesinin nefes kesiciliği hakkında hemfikiriz değil mi? Şura’nın nutkunun tutulduğu an, Kurt Seyit’in sessiz ve donuk donuk birden Şura’yı yıkamaya başlaması(donuk diyorum ama biliyoruz orada ikiside alev alev) ve gerginliğin tavan yapıp birden boşalması. Tabii biz o kısımları görmedik ama zor değil tahmin etmesi. Bunlar güzel hareketler, güneşlerimizin ateşi hiç sönmesin değil mi ama?
 
 
YORUMLAR




BUNLAR DA VAR