Okuması izlemesinden daha heyecanlı!
logo logo logo logo logo
Bu sitede yer alan yazılardan yazarların kendisi sorumludur.
Referans vermeden kullanmayınız.
ÖZETLİYORUM
Aşk dediğin kumdan bir kaleymiş
Sezon: 1 Bölüm: 15

“Nam-ı diğer Tükürük Leyla yine iş başındaydı.”

Bölüm, son zamanlarda izlediğim en akıcı senaryoya sahip olduğu için yorumuma Ece Yörenç’e teşekkür ederek başlamak istiyorum. Yazdığı her işte bir adım daha öteye giderek ‘nasıl başarılı senaryo yazılır’ dersi veriyor adeta. Başımızdan uzun bir süre daha eksik olmaması dileğiyle…

Hikaye bir gece öncesinin ayrıntılarıyla açıldı. Tahmin ettiğim gibi, Eylül ile Mert arasında herhangi bir şey olmamış. Mert’in Eylül için çizdiklerine bakıp maziyi yâd ettikten sonra uslu uslu uyumuşlar. Eylül’ün, Mert’in sevgisiyle iyileşip arızalı kız triplerinden kurtulması çok iyi oldu. Bilhassa annesinin cenaze gününe ait çizimlere bakıp ağladığında ben de tutamadım kendimi. Eylül’ün çok derin bir psikolojisi var. Keşfetmesi çok zevkli bir karakter. Sadece sevgiye muhtaç. Kendisini seven herkese karşılık vermekten çekinmiyor. Hayata karşı çok kalın bir zırh kuşanmış. İçeri herkesi almıyor kolay kolay. Zamanla Gamze’ye de alışacaktır.


“Yeni yıl için doğudaki çocuklara hediyeler yollanması çok güzel bir ayrıntıydı.”

Sabahki toplantıda; Selim, Ender ve Asım arasında büyük bir aile krizi yaşandı. Asım, son olanlardan sonra Ender’in yürüttüğü Ortadoğu projesini ondan alıp Sedef’e verdi. Örnek evdeki hasarı da Selim’in karşılaması gerektiğini söyledi. Ender, başta gardını düşürmese de kendisine yapılan bu haksızlığı kaldıramadı. Küçüklüğünden beri Sedef’ten daha başarılı olmasına rağmen hep aferin alan, pohpohlanan, sürekli hata yaptığı için daha fazla ilgi gören kişi Sedef olmuş. Ender de tıpkı Eylül gibi sevgiye aç büyümüş aslında. Ne başardıysa, kendisini birilerine ispatlamak için başarmış. Bu da onu çok yıpratmış. Karakterler o kadar bizden, o kadar gerçek ki insan her karakteri aynaya bakıyormuş gibi izliyor. Baştan beri sinir olduğum Orkun’a bile yavaş yavaş ısınmaya başlıyorum. İyiler süper kahraman olmadığı, kötüler şeytanın avukatlığını yapmadığı zaman diziyi izlemek daha bir keyifli hale geliyor.

Zaman zaman tozlu ayakkabılarıyla arz-ı endam eden Kayser Söze’nin kimliği hala gizemini korumakta. Bu konunun biraz fazla uzadığını düşünüyorum. Çok da merak etmiyorum açıkçası. Sude’nin entrikaları kadar ilgi çekmiyor en azından. Sude, Sedef’ten intikam almak için, bir muhabir vasıtasıyla Sedef’in striptiz yaparkenki görüntülerini Ortadoğu’daki iş ortaklarına postaladı. Ortaklar da projeyi iptal ettiler. Sedef bunu Ender’in yaptığını zannederken Faruk böyle bir entrikanın kimin başının altından çıkabileceğini tahmin etmekte gecikmedi. Sude’nin yaptıkları ve yapacakları neyse de esas Beren’den korkmalı. Junior Sude; ama boynuz kulağı geçmiş cinsinden. Hayatımda bu kadar ‘cool’ ve karizmatik bir kız çocuğu görmedim. Gelecekte çok iyi politikacı olur Beren’den. Bütün ülkeleri birbirine düşürür, Amerika’ya bile diz çöktürür, demedi demeyin.

Gelelim bölümdeki asıl meseleye… Yaman ve Mira ilişkisinin bir yerde tökezleyeceği, bir sınavdan geçecekleri, ayrılacakları aşikârdı. Hep böyle öp-koklaş halinde olmayacaklardı tabii ki. Ancak Mira’nın bölüm sonundaki sözlerine benim bile kalbim kırıldı. Ben bile küstüm. Yaman günün birinde affedecektir; ama benim çok uzun bir süre affetmeyeceğim kesin. Esasında The O.C.’deki Marissa da tavırlarından dolayı kendisinden soğuduğumuz bir karakterdi. Mira’nın öyle olmamasını, daha aklı başında davranmasını tercih ederdim. Şu, ilişkilerde yanlış anlaşılmaları iletişimsizlikle destekleme olayını hiç anlamıyorum. Ortaya çıkan durumlar acayip trajikomik oluyor doğrusu. O kadar konuş, tanı, sev, güven; sonra en ufak bir sarsıntıda tüm yaşananları tek kalemde sil. Herkesin gözü önünde “haddini bil” ayarı çek. “Buralar senin geldiğin yere benzemez, hadi güle güle,” diye posta koy. Sevdiğin insan senden, acılarına merhem olmanı beklerken sırf kendi canın azıcık yandı diye git yarasına tekme at. Büyük zafer kazandın Mira. Hey gidi gurur tanrıçası Mira. Meğer senin de aşk dediğin kumdan bir kaleymiş…


“Öfke gelir göz kararır, öfke gider yüz kızarır.”

Shakespeare’in çok haklı bulduğum bir sözü vardır, der ki: “Kıskanç bir kadının zehir kusan yaygaraları, kuduz bir köpeğin ısırmasından daha öldürücüdür.“ Mira, sarf ettiği sözlerle Yaman’ın da seyircinin de kalbini param parça etti. Bakalım ilerleyen bölümlerde kendisini nasıl affettirecek.

Haftaya büyük ihtimalle yılbaşı kutlamalı bir bölüm izleyeceğiz. Ama galiba Yaman’la Mira için pek de güzel bir yılbaşı gecesi olmayacak. Dizinin hep bu tempoda sürmesini diliyor; yayında ve yapımda emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Mira hariç!
 
YORUMLAR




BUNLAR DA VAR