Okuması izlemesinden daha heyecanlı!
logo logo logo logo logo
Bu sitede yer alan yazılardan yazarların kendisi sorumludur.
Referans vermeden kullanmayınız.
ÖZETLİYORUM
Alacakaranlık Efsanesi: Tan Vakti
Sezon: 1 Bölüm: 12

“Yaman ismi ‘zeki, azimli, yenilmek nedir bilmeyen’ anlamına geliyor.”

Medcezir’deki karakterlerin isimlerinin kelime anlamlarını ve bunların karakterlerle uygunluk derecelerini hiç düşünmüş müydünüz? Mesela ‘Yaman’ ismi belki The O.C.’deki ‘Ryan’ ismine benzer olduğu için konmuş; ama aynı zamanda Yaman’ı çok güzel tanımlayan bir isim olmuş. Yaman, kelime olarak “zeki, azimli, yenilmek nedir bilmeyen” gibi anlamlara geliyor. ‘Ender’, tıpkı Ender Serez gibi ‘eşine az rastlanan, nadir’ anlamını taşıyan bir sözcük. ‘Selim’, ‘aklı başında, dürüst, kusursuz, tehlikesiz’ gibi manalara gelmekte ve Barış Falay’ın hayat verdiği Selim Serez karakterini çok doğru bir biçimde özetlemekte. ‘Eylül’, sonbaharın habercisi. Zordur, yorucudur; ama sert mizacının altında çok hüzünlü bir havası vardır. Yapraklar ağaçlardan ayrılmaya başlar yılın bu ayında. Terk ediliştir Eylül, tıpkı annesi tarafından terk edilen Eylül Buluter gibi. ‘Sude’ ise Farsça’da ‘ezilmiş, hor görülmüş’, Arapça’da ‘saadete ermiş’ demek. Diziyi izleyenler ne söylenmek istendiğini anlamışlardır sanıyorum. Velhasıl, çok sevdiğim bir durumdur karakterlere kişiliklerini yansıtan isimler seçilmesi. Bu konuda gösterdikleri özen ve dikkatten ötürü Ece Yörenç ile Melek Gençoğlu’nu canıgönülden kutluyorum.

Bölüm, Yaman’ın Hasan’a sözde babasından gelen mektubun hesabını sormasıyla başladı. Omurgasız Hasan topu yine Nevin’e atarak kendi suçunu örtbas etmeyi başardı. Dizinin finalinde Hasan yüz felci geçirmezse gözüm açık gideceğim. Buradan duyurmuş olayım. Nevin, tahmin ettiğimiz gibi çocuklarıyla tehdit edilmiş ve kocasının yerini ispiyonlamak zorunda kalmış. Yaman, babasının öldüğünü öğrenince tamamen dağıldı; ama yine de ben ilerleyen bölümlerde babasının ortaya çıkacağını düşünüyorum.


“C.S.I Medcezir: İz Peşinde”

Tan, Mira’yı bin bir yalanla şehir dışına götürürken Yaman, Mert, Eylül ve Tuğçe de Tan’ın peşine düştüler. Mira’nın Eylül ve Tuğçe kadar aklı yokmuş, bu hafta bunu öğrendik. Tan’ın her söylediğine kayıtsız şartsız uydu; kendisine ulu orta yaptığı kurları bile anlayamadı. Mira gibi aklı başında bir kızın üç gün önce tanıştığı birine kendini bu kadar teslim etmesine hiç inanmadım. Bu haliyle tam Türk filmlerinde köyden şehre şarkıcı olmak için gelmiş, hayata dair hiçbir şey bilmeyen o şaşkın kız portresiydi Mira... İlerleyen saatlerde Tan’ın Mira’ya anlattığı ‘evsiz katil’ olayının uydurma olduğunu öğrendik. Meğer birkaç sene önce Tan, ailesi ve nişanlısı Nur’la trafik kazası geçirmiş. Arabadan bir tek Tan sağ çıkmış. Hayatının aşkını ve ailesini aynı anda kaybetmiş. Böylece Tan’ın psikonevrozluğu çok mantıklı bir nedene bağlanmış, sevindim. En azından Orkun gibi “küçükken babası tarafından çok horlandı” sığlığında bir karakter değilmiş Tan.

Tan, her ne kadar Orkun’dan daha kışkırtıcı bir kötü olsa da, atlandığını düşündüğüm bir husus var. Medcezir, Türkiye’de çekilen ilk gençlik dizisi değil. Tan’a benzer saplantılı karakterlere geçmişte izlediğimiz birçok gençlik dizisinde rastlamıştık. Nitekim sahne alıntısı yapma konusunda da yerli dizi senaristlerimiz zamanında The O.C.’den epeyce nemalandılar. Mesela dokuzuncu bölümde vuku bulan dönme dolap sahnesinin çok benzerini Kavak Yelleri’ni izlemiş olanlar net bir şekilde anımsayacaklardır. (İzlemek isteyenler “Kavak Yelleri 57. Bölüm dönme dolap sahnesi” yazarak bakabilirler.) Bu sebeple Tan gibi karakterler artık bize biraz klişe geliyor; çok köklü sorunlara yol açmadan ve dizinin gidişatını fazla etkilemeden senaryoyu terk edeceklerini tahmin edebiliyoruz. Hal böyle olunca bütün bir bölüm boyunca bu durumun aksiyonunu izlemek bir haftalık beklentimizi karşılamaya yetmiyor.


“Mantıklı sebepleri olan kışkırtıcı bir kötü: Tan Çakmaklı.”

Tan ismi, kelime olarak ‘güneşin doğuşundan önceki alacakaranlık vakti’ demek. Dizide Tan’ın hikayesiyle alacakaranlığı yaşadık, güneşin doğması yakındı. Öyle de oldu. Bölümün son düzlüğünde Mira Tan’ın gerçek yüzünü gördü. Aynı esnada Yaman da Mira’ya yardım etmek için eve baskın yaptı. Tansiyonun zirveye ulaştığı sahnedeki oyunculuklara bayıldım. Selim Karakale, Tan karakteri için çok doğru bir tercih olmuş. Ekrana çok yakışan bir yüze ve her türlü rolün altından kalkabilecek potansiyele sahip olduğunu kanıtladı. Bahtı ve yolu açık olsun. Başlarda Serenay Sarıkaya’nın performansını çok yavan buluyordum ama artık onu izlemekten de büyük keyif duyuyorum.

Aslında Medcezir, The O.C.’de sansasyon yaratan ve daha önce yerli dizilerde uygulanmasına cesaret edilmemiş bazı konulara yer verebilse, diğer gençlik temalı dizilerden ayrılan bir yanı olabilir. Örneğin The O.C.’de Orkun’un karşılığı olan Luke karakterinin babasının biseksüel çıkması, Luke’un Marissa’dan (yani Mira’dan) ayrıldıktan sonra Julie’yle (yani Sude’yle) kısa süreli bir ilişki yaşaması gibi konulara Medcezir’de şimdiye kadar değinilmedi. Değinileceğini de pek zannetmiyorum. Vaziyet buyken de sormadan edemiyorum doğrusu: “madem bu konular işlenmeyecekti, uyarlamak için neden The O.C. gibi bir dizi tercih edildi?”

Dilerim bundan sonraki bölümde Mert-Eylül-Tuğçe üçgeni işlenmeye ve Sude ile Asım Şekip Kaya ilişkisinin temelleri atılmaya başlanır. Bu gelişmelerle diziyi izlemek çok daha zevkli olacak zira. Son olarak, “isimlerin anlamlarını açıkladın, peki dizinin ismi ne anlama geliyor?” diye soracak olursanız, düşüncemi paylaşmak isterim. ‘Med cezir’, bildiğimiz gibi, ‘gel git’ demek. Dizide de Yaman’ın zenginlerin arasındaki konumunu ve psikolojisini çok güzel yansıtıyor. Tam “gitsem olmuyor, gitmesem olmaz” durumu yani...

Rejisiyle, senaryosuyla, oyunculuk performanslarıyla başarılı bir bölüm seyrettik. Yayında ve yapımda emeği geçen herkese teşekkür ederim. Gelecek bölümü heyecanla bekleyeceğim.
 
YORUMLAR




BUNLAR DA VAR